Loading...
1. BALIĞIN YUTMASINDAN ÖNCEKİ DEVRE (Temsil ve Tebliğ Hassasiyeti)

                    1. BALIĞIN YUTMASINDAN ÖNCEKİ DEVRE

                           (TEMSİL VE TEBLİĞ HASSASİYETİ)

            Hz. Yûnus kıssası, Kur’an’da yalnızca bir peygamberin başından geçen sıra dışı bir hadise olarak değil; tebliğ sorumluluğu, sabır, insanî kırılganlık ve ilahî rahmet ekseninde okunması gereken derin bir eğitim süreci olarak sunulur. Özellikle balık tarafından yutulmadan önceki dönem, bir davetçinin sonuç alamadığını düşündüğü anda yaşadığı iç muhasebeyi ve Allah’ın kullarını nasıl tedricî biçimde dönüştürdüğünü göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Hz. Yûnus’un kavminden ayrılışı, ilk bakışta bir başarısızlık gibi görünse de Kur’an’ın bütünlüğü içinde değerlendirildiğinde; tebliğin değerinin sonuçla değil sadakat, sabır ve teslimiyetle ölçüldüğünü ortaya koyan önemli bir örneğe dönüşmektedir.

              Hz. Yûnus (a.s.), balık tarafından yutulmadan önce peygamber miydi?

İslam âlimlerinin çoğunluğuna göre Hz. Yûnus, balık tarafından yutulmadan önce de peygamberdi. Bu görüşe delil olarak özellikle Sâffât Suresi 148. ayet gösterilir:

فَاٰمَنُوا فَمَتَّعْنَاهُمْ اِلٰى حٖينٍ

“Nihayet iman ettiler; Biz de onları belli bir süreye kadar faydalandırdık.”

Bu ayette yer alan “fe” edatı, Arapçada (ardıllık) bildirir. Dolayısıyla ayet, kendisinden önce gelen ifadelerle birlikte okunmalıdır. Önceki ayette şöyle buyrulur:

“Biz onu yüz bin, hatta daha fazla kişiye peygamber olarak gönderdik.”

Ardından gelen “fe âmenû” ifadesi, kavmin daha önce iman etmediğini, iman etmenin ise Hz. Yûnus’un ayrılışından sonra gerçekleştiğini göstermektedir. Bu durum, Hz. Yûnus’un peygamber olarak kavmini imana davet ettiğini; fakat bu davetin karşılığını görememesi sebebiyle onda öfke ve başarısızlık duygusunun oluştuğunu düşündürmektedir.

Fahreddin er-Râzî de Hz. Yûnus’un balık hadisesinden önce peygamber olduğunu Sâffât 139–140. ayetler üzerinden temellendirir:

وَاِنَّ يُونُسَ لَمِنَ الْمُرْسَلٖينَ

“Şüphesiz Yûnus da gönderilen peygamberlerdendi.”

اِذْ اَبَقَ اِلَى الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ

“Hani o, kaçıp dolu gemiye binmişti.”

ayette Hz. Yûnus’un peygamber olduğu açıkça belirtilmekte, hemen ardından gelen 140. ayette ise gemiye binip kaçmasından söz edilmektedir. Ayetlerin bu şekilde art arda gelmesi, onun kaçışından önce de peygamber olduğunu göstermektedir. Zira eğer peygamber olmasaydı, bulunduğu yeri terk etmesi sebebiyle ilahi bir muhasebeye tabi tutulması söz konusu olmazdı. Peygamberlik sorumluluğu olmayan bir kimse için bu tür bir fiil cezaya konu edilmezdi.

Bu noktada önemli bir ilke ortaya çıkar:

Sıradan insanlar için günah sayılmayan bazı davranışlar, peygamberler için “edebe aykırılık” olarak değerlendirilir.

               Hz. Yûnus Ninova'yı terkettiğinde peygamber olmadığı görüşü:

İbn Abbas’tan nakledilen bir görüşe göre Hz. Yûnus, balık hadisesinden önce peygamber değildi. Bu görüşün dayanakları şunlardır:

Peygamberler, Rablerinden izin almadan hareket etmeyeceklerini bilirler.

Enbiyâ Suresi 87. ayette geçen:

“Allah’ın kendisine güç yetiremeyeceğini sandı”

ifadesi, peygamberlik makamıyla bağdaşmaz görünmektedir.

Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken önemli bir husus vardır:

Kur’an, peygamberleri anlatırken onları beşer üstü varlıklar olarak değil; insanî yönleri olan örnek şahsiyetler olarak sunar.

Nitekim:

Hz. Âdem, yasaklanan ağaçtan yemiş, ardından tövbe etmiştir (Tâhâ 121).

Hz. Dâvûd, hüküm verirken acele etmiş, hatasını fark edince hemen tövbe etmiştir (Sâd 24).

Bu örnekler, peygamberlerin de insan olmaları sebebiyle yanılabileceklerini, ancak farklarının hatalarında ısrar etmemeleri olduğunu gösterir. Kur’an, bu anlatımlarla müminlere şu ahlâkî ilkeyi öğretir:

Hata beşerîdir; hatada ısrar etmek ise sapmadır.

Bu bağlamda Hz. Yûnus’un yaşadığı durum, peygamberliğine değil; insanî zaafına işaret eder.

Hz. Yûnus neden tebliğinde yetersiz kaldığını düşündü?

Hz. Yûnus’un uzun yıllar süren tebliğine rağmen somut bir dönüşüm görmemesi, onda ümitsizlik ve başarısızlık algısı oluşturmuştur. Oysa Kur’an, tebliğin değerini sonuçla değil, sadakat ve süreklilikle ölçer.

Kavminin Hz. Yûnus’tan sonra iman etmesi ne öğretir?

Yûnus Suresi 98. ayet bu noktada temel bir ilke ortaya koyar:

“Azap gelmeden önce iman eden ve bu imanı kendilerine fayda veren tek toplum, Yûnus’un kavmidir.”

Diğer helak edilen toplumlar, azabı gözleriyle gördükten sonra iman etmişler; bu nedenle imanları kendilerine fayda vermemiştir. Yûnus kavmi ise azap gelmeden önce iman etmiş ve samimiyetlerini ortaya koymuştur.

İslam tarihi kaynaklarına göre Hz. Yûnus’un tebliği yaklaşık 33 yıl sürmüştür. Bu sürenin sonunda azap uyarısı gelmiş, bir mühlet tanınmıştır. Hz. Yûnus ise azabın emarelerini görünce, Rabbinden izin gelmesini beklemeden Ninova’yı terk etmiştir.

Ancak ilginç olan şudur:

Hz. Yûnus geri döndüğünde, kavmini iman etmiş hâlde bulur. Bu durum bize şunu gösterir:

Tebliğin etkisi her zaman davetçinin bulunduğu anda görünmez.

Bazen tohum, davetçinin yokluğunda filizlenir.

Hz. Yûnus’un Ninova’daki tebliği aslında maya tutmuş, fakat o bunu fark edememiştir.

İLK DÖNEM TEBLİĞ MÜCADELESİNİN MESAJLARI

Tebliğin en güçlü dili rol model olmaktır.

İnsanlar sözlerden çok, yaşantılardan etkilenir. Davetçi, anlattığı değerleri ne kadar yaşadığını sürekli sorgulamalıdır.

Israr ve süreklilik tebliğin temelidir.

33 yıl süren tebliğ, Hz. Yûnus’un ne kadar sebatkâr olduğunu gösterir.

Tebliğ ötekileştirmeden, merhametle yapılmalıdır.

Hz. Yûnus, kavmini düşmanlaştırmadı; bu da onların iman etmesine zemin hazırladı.

Tebliğ sonuç odaklı değil, sorumluluk odaklıdır.

Mümin seferle yükümlüdür; zafer Allah’a aittir.


YÛNUS SURESİ 98. AYETİN MESAJI

 Hz. Yûnus’a mesajı:

Sâffât 147’de geçen “yüz bin hatta daha fazla” ifadesi şunu gösterir:

Sen yüz bini terk ettin; fakat tebliğin daha da genişledi.

Hz. Peygamber’e ve sahabeye mesajı:

Zor Mekke yıllarında inen bu ayet, “Sonuca bakmayın, görevinizi yapın” mesajı verir.

Bizlere mesajı:

Tohum ekmek senin işin; yeşertmek Allah’ın takdiridir. Acele etme.

Neden Yûnus Suresi’nde yalnızca 98. ayet Hz. Yûnus’tan bahseder?

Sure, Hz. Nûh ve Hz. Mûsâ kıssalarıyla birlikte okunduğunda, sabır–acelecilik ve ilahî emre bağlılık temaları ön plana çıkar.

Hz. Nûh, emir gelmeden gemiye binmemiştir.

Hz. Yûnus ise ilahî izni beklemeden ayrılmıştır.

Ayrıca Firavun örneğiyle şu fark vurgulanır:

Firavun azabın içindeyken iman etti → kabul edilmedi.

Yûnus kavmi azap gelmeden önce iman etti → kabul edildi.

             Hz. Yûnus’un hayatının bu safhası, tebliğ yolunda çalışan herkes için güçlü mesajlar taşımaktadır. İnsan bazen verdiği emeğin karşılığını göremediği için ümitsizliğe kapılabilir; ancak Kur’an, hakikat adına atılan hiçbir adımın karşılıksız olmadığını öğretir. Hz. Yûnus’un kavmi, onun ayrılışından sonra iman ederek tebliğin görünmeyen etkisini ortaya koymuştur. Böylece bu kıssa, aceleciliğe karşı sabrı; sonuç odaklı bakışa karşı sorumluluk bilincini; öfkeye karşı merhameti öğreten evrensel bir rehbere dönüşür. Çünkü hakikatin tohumu bazen hemen filiz vermez; fakat samimiyetle ekilen hiçbir tohum da Allah katında kaybolmaz.