KUR'AN'DA SEYİR KAVRAMI
Kelimenin arapça kök harfleri SâRa (سار) dır
Kelime hakkında Ragıp El İsfehani Müfredatta şöyle der;
Es seyru (السَّيْرُ) :Bir arazinin içinden veya arzdan geçip
gitmek, ilerlemek, yürümek, yolculuk etmek
Geçip gittim, ilerledim,
yürüdüm, yolculuk ettim سِرْتُ
Onunla birlikte geçip gittim, ilerledim, yürüdüm سِرْتُ بغلانِ
Onun geçip gitmesini, ilerlemesini yürümesini, yolculuk
etmesini sağladım سِرْتُه
Fiil kalıbı سار- يسير - سيرا olarak
"yürüdü, seyretti, yol aldı" demektir.
Fiil sürekliliği
akışkanlığı ifade eder.
Türkçedeki
seyretmek, doğrudan arapça SâRa kökünden gelir.
Ama Türkçede
anlam daralmıştır. Türkçede seyir/seyretmek
hareket eden bir şeyi dikkatle izlemek demekken arapçada seyr hareket ederek ilerlemek yolculuk etmek geçip
gitmek demektir.
Kur’an’da 25 ayette 27 defa geçmektedir.
1)7 Ayette inkari istifham
cümlesi içinde (efelem/evelem yesiru filarz..)(12:109 22:46
30:9 35:44 40:21,82
47:10)
2)7 ayette emir formunda (sülasi
mücerred emir siyru fil arz.../siyru) (3:137
6:11 16:36 27:69
29:20 30:42 34:18)
3) Fiil formunda:
5 ayette
tef’il babında (10:22 13:31 18:47
78:20 81:3)
2 ayette sülasi
mücerred (28:29 52:10)
4)6 ayette isim formunda (seyrun-siyreten-seyyaratün):
2 ayette asıl
mastar (34:18 52:10)
1 ayette
masdar-hey’e (20:21)
3 ayette mübalağa
ismi fail formunda (5:96 12:10,19)
1)Kavramın inkari istifham
cümlesiyle geldiği ayetler;
12 Yusuf Suresi.109:Biz senden önce de, memleketler halkından ancak
kendilerine vahy ettiğimiz birtakım erkekleri peygamber olarak gönderdik.
Yeryüzünde dolaşıp da, kendilerinden önce gelenlerin akıbetlerinin nasıl
olduğuna bakmadılar mı? Elbette ahiret yurdu Allahʼa karşı gelmekten sakınanlar
için daha iyidir. Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz? (Diyanet Meali)
وَمَا اَرْسَلْنَا
مِنْ قَبْلِكَ اِلَّا رِجَالًا نُوحٖى اِلَيْهِمْ مِنْ اَهْلِ الْقُرٰى اَفَلَمْ يَسٖيرُوا فِى
الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذٖينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَلَدَارُ
الْاٰخِرَةِ خَيْرٌ لِلَّذٖينَ اتَّقَوْا اَفَلَا تَعْقِلُونَ ﴿١٠٩-١٢﴾؛
Hemze
inkarî istifham harfi, لَمْ muzarinin
önüne gelerek manasını olumsuz maziye çeviren cezm harfidir.
Kur’ân-ı
Kerîm’de sıkça başvurulan bir üslup olarak karşımıza çıkan istifhâmı inkârî ile
kabul edilmeyen/edilmemesi gereken bir olgunun neden hala farkına varılmadığı
sorgulanmaktadır.
Yeryüzünde gezmediler mi? “gezmemiş
olmaları mümkün değildir” demektir.
"Yeryüzünde gezip dolaşıp kendilerinden
öncekilerin akibeti nasıl oldu bakmadılar mı?"
Bu yürüme
dolaşma gözlem ve bağlantı kurma amaçlı olmalıdır.
Bu ayetlerde iki fil peş peșe
gelir
1. bedensel hareket سيروا
2. zihinsel değerlendirme فانظر Nazar bir nesneyi idrak etmek, görmek için
basireti çeşitli yönlerde çevirmek demektir. Bir nesneyi görüp tedebbür ve
tefekkür etmeye “nazartü fiyhi” denir.
Ru’yetun (رُؤْيهٌ) olan görmeden farklıdır. Ru’yetün görüleni görülebilir olanı
algılamak görmek demektir.
Ayetin devamında hala aklınızı kullanmıyor
musunuz diye sorar. Akıl yaşamsal deneyimleri birbirine bağlayıp anlam üretme
becerisidir.
Bu sıralama çok önemlidir. Seyir hareket
amaç değil, düşünmenin aracıdır. Yürü seyret (seyr)à ibret alarak inceleme (nazar) à sebep-sonuç
ilişkisi kurma (akıl) manasındadır.
22 Hac
Suresi.46: Yeryüzünde gezip
dolaşmadılar mı ki, düşünecek kalpleri, işitecek kulakları olsun? (Dolaştılar,
ama ibret almadılar). Çünkü gerçekte gözler değil, göğüslerdeki kalpler (kalp
gözleri) kör olur. (Diyanet Meali)
اَفَلَمْ يَسٖيرُوا
فِى الْاَرْضِ فَتَكُونَ لَهُمْ قُلُوبٌ يَعْقِلُونَ بِهَا اَوْ اٰذَانٌ يَسْمَعُونَ
بِهَا فَاِنَّهَا لَا تَعْمَى الْاَبْصَارُ وَلٰكِنْ تَعْمَى الْقُلُوبُ الَّتٖى فِى
الصُّدُورِ ﴿٤٦-٢٢﴾؛
Bu ayette görme zikredilmeyip hareket -akledecek kalp – işitecek
kulak sıralaması mevcuttur.
Kur'an'da ișitme (سمع)
pasif bir algı değil anlamaya açık olma,
hitaba muhatap olma, uyarıya kulak verme demektir.
Bu ayette iki bilgi kaynağını birleştirir:
A) Seyir - doğrudan
tecrübe
B) işitme ,
aktarılan bilgi, uyarı, vahiy
Kur'an şunu söylüyor: Sadece gezmek yetmez
sana söylenene de kulak vermelisin. Bu yüzden gezip ama peygamberleri dinlemeyen
görüp ama uyarıları işitmeyen kavimler helak edilir. Çünkü bunlar gezdiler
gördüler ama daha önce helak edilenlerin kalıntılarından ibret almadılar. Gözleri
görse bile kalp gözleri kör olmuştu.
Siyru fi'l-arz, sadece "bakma"
değil dünyanın söylediklerini duymaya hazır olma hâlidir.
Yani:
Tarih
konuşur
Tabiat
konuşur
Toplumlar
konuşur
Akıbetler
"seslenir"
Ama bu sese kulak açık değilse duyulmaz, kalp
aktif değilse anlamı kavrayamaz.
Bu ayetlerde bakmanın hedefi șudur: 'Öncekilerin
akıbeti nasıl olmuştu?" Ayet ne gördün diye sormaz ne anladın diye sorar.
Seyera
yalnızca bedenin hareketi değil, aklın ve kalbin de harekete geçmesidir.
Yeryüzünde gezip dolaşıp kendilerinden
öncekilerin sonu nasıl oldu bakmadılar mı? Üstelik onlar kendilerinden daha kudretli,
yeryüzünü imar eden, orada eserler bırakmış kimselerdi ancak Allah’ın
elçilerini yalanladılar ve azabı hak ettiler. Aynı yoldan giderseniz sonunuz
aynı olur uyarısını yapan ayetlerdir bunlar àRum 9 Fatır 44 Mümin 21, 82 Muhammet 10
2)Emir formunda geldiği ayetler. Bu ayetler emir üslubunda gelmiş olmasına rağmen ikaz ve
irşad manası taşır.
Bunlar 6 ayettir.
Siru filarz سيرو في الارض şeklinde muhataba
emir üslubunda mahzuf şart cümlesinin cevabı konumundadır.
"De ki: Yeryüzünde
dolaşın, sonra bakın.." ifadesi;
▪️bedensel hareket
▪️mekân değiştirme
▪️yeryüzünde dolaşma anlamını
taşır.
Kur'an, insanı yerinden kaldıran, harekete
geçiren bir fiil kullanır. Çünkü yerinde duran zihin, çoğu zaman alışkanlıklarını
sorgulamaz.
6 tanesi “yeryüzünde gezip dolaşın
yalanlayanların/mücrimlerin/öncekilerin sonu
nasıl olmuş görün” seklinde gelmiştir.
Kur'an'daki seyera şu
özellikleri taşır:
3 Ali İmran Suresi.137: Sizden önce (nice milletler
hakkında, ilahi) kanunlar elbette gelip geçmiştir. (Onun için) yeryüzünde
dolaşın; sonra yalanlayanların sonunun nasıl olduğuna bakın! (Prof. Dr. Mehmet
Okuyan)
قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِكُمْ سُنَنٌ فَسٖيرُوا فِى الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ
الْمُكَذِّبٖينَ ﴿١٣٧-٣﴾؛
◾️ Tefekkür merkezli yolculuk Seyahat,
bakmak için değil, görmek için yapılır: 'Onlardan öncekilerin sonu nasıl olmuş bakmaları
için.."
Amaç:
Tarihî kalıntılar
Helâk edilen kavimlerin
izleri
Medeniyetlerin yükseliş ve
çöküşü üzerinden ilahi sünneti kavramaktır.
Fahrettın Razi bu konuda şunları söyler;
Müfessirlerin ekseriyeti bundan muradın,
Cenâb-ı Hakk’ın, “Yalanlayanların akibetinin nasıl olduğunu görün” ifâdesinin
delaletiyle, helak etme ve kökünü kurutma kanunları olduğunu söylerler.
Mücâhid İse bundan muradın, “Allah’ın
gerek kâfir gerekse mü’minler hakkındaki değişmez kanunlarıdır. Çünkü dünya, ne
mü’mine ne de kâfire kalır. Ancak, mü’min için geriye ölümünden sonra dünyada
güzel bir övgü, âhirette de bol mükâfat kâfir içinse dünyada lanet, âhirette de
şiddetli bir azab kalır” şeklinde olduğunu söylemiştir.
”Yeryüzünde gezip dolaşın” buyruğundan
maksadı, şüphesiz ki bunu emretmek değildir. Bilâkis bundan maksat, onların
hallerini anlamak ve bilmektir. Yeryüzünde yürümeksizin bu bilgi meydana
geldiği zaman, maksat yine hasıl olmuş olur. Yine, “Daha önce yaşamış olan
kavimlerin durumlarını ve hallerini müşahede etmenin, onların hallerini
dinlemeden daha fazla ve daha güçlü tesiri vardır” denilmesi de imkânsız
değildir
Enam 11,Neml 69,
Rum 42 benzer ayetlerdir.
29 Ankebut Suresi.20: De ki:
'Yeryüzünde dolaşın da Allahʼın başlangıçta yaratmayı nasıl yaptığına
bakın. Sonra Allah (aynı şekilde) sonraki yaratmayı da yapacaktır. (Kıyametten
sonra her şeyi tekrar yaratacaktır) Şüphesiz Allahʼın gücü her şeye hakkıyla yeter.' (Diyanet Meali)
قُلْ سٖيرُوا
فِى الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ بَدَاَ الْخَلْقَ ثُمَّ اللّٰهُ يُنْشِئُ النَّشْاَةَ
الْاٰخِرَةَ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ قَدٖيرٌ ﴿٢٠-٢٩﴾؛
▪️ “Yer yüzünde dolaşın da başlangıçta
yaratmayı nasıl yaptığına bakın” Allah tabiat üzerinden ölüm ve yeniden diriliş
döngüsünün müşahedesini emreder.
Burada çok net bir akli kıyas kuruluyor
İlk yaratılış gerçekleştiyse sürekli yeniden yaratma gözlemleniyorsa ikinci
yaratılış neden imkânsız olsun sorusunu düşündürüyor.
Bu ayet önceki inkarcıların durumlarından
ibret almaya tarihsel ölümün izlerini değil, tabiata sürekli olan ölüm ve yeniden dirilişi
izlemekle davet eder.
Siyru fi'l-arz, insanın ölümü tarih
üzerinden; yeniden dirilişi ise tabiatın sürekli canlanması üzerinden
akletmesini hedefleyen bir Kur'anî düşünme yöntemidir.
Kur'an,
ölümü tarihte gösterir; dirilişi tabiatta düşündürür.
Kur'an: Tabiatı bulunduğun yerden
gözlemlemeni ister Gece-gündüz, yağmur, bitkiler, ölüm-diriliş döngüsü seyahat
șartı olmadan da yapılabilir.
Bu da șunu gösterir: Asıl şart yer
değiştirmek değil zihnin yerleşik kabullerden çıkmasıdır.
"Siyru fil-arz", yeryüzünde yürü,
gözlem yap demektir; fakat Kur'an'da yürümek hedef değil, aklı harekete geçiren
bir araçtır. Aynı aklî ve imanî sonuç,
fiilî yürüyüş olmadan da -gözlem, karşılaştırma ve tefekkürle- elde
edilebilir."
Kuran yürümeyi emreder; ama yürüyüşü değil,
idraki ister.
Kavramın Nahl 36 üzerinden inkarcı zihniyetin inanç ve
davranışlarıyla bağlantısını incelersek;
16 Nahl
Suresi.36:Andolsun ki biz,
“Allah’a kulluk ediniz ve tâğûttan sakınınız!” diye her ümmete bir peygamber
gönderdik. Allah onlardan bir kısmını doğru yola iletti. Onlardan bir kısmı da
sapıklığı hak ettiler. Yeryüzünde geziniz de görünüz, inkâr edenlerin sonu
nasıl olmuştur. (Bayraktar Bayraklı)
وَلَقَدْ بَعَثْنَا فٖى كُلِّ اُمَّةٍ رَسُولًا
اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَ فَمِنْهُمْ مَنْ هَدَى اللّٰهُ وَمِنْهُمْ
مَنْ حَقَّتْ عَلَيْهِ الضَّلَالَةُ فَسٖيرُوا فِى
الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبٖينَ ﴿٣٦-١٦﴾؛
Nahl 35-36-38, tek bir zihniyetin üç aşamasını
anlatan bütünlüklü bir algı ve inanç eleştirisidir.
Nahl 35: Müşrikler
şunu söylüyor: 'Biz müşriksek, atalarımız müşrikse.. Allah böyle diledi istemeseydi buna engel
olurdu.
Bu ayet zihinsel bir sapmanın başlangıç noktasını
açıklar:
Kaderci savunma: İnsan
yanlışını Allah'ın iradesine yükleyerek kendini temize çıkarma arzusu àSorumluluğun inkâr
Nahl 36: ilahi
cevap. Burada Kur'an doğrudan cevap verir:
"Biz her
ümmete elçi gönderdik' Yani bilgi
verildi, uyarı yapıldı, seçim ortamı oluşturuldu.
"Allah kimini
hidayete erdirdi, kimine dalalet hak oldu “ Hidayet uyarıya açık olanlaradır, dalaletin
hak olması ise ısrarla gerçeği görmezden gelmenin sonucudur. Yani dalalet keyfi
değil, seçilmiş bir sonuçtur.
Bu durum 35.
ayetteki kaderci savunmayı iptal eder. "Engellemedi" – doğru “Demeki razı" – yanlış
36'nin ikinci
yarısı: "Yeryüzünde dolașın yalanlayanların sonu nasıl olmuş bakın."
Bu emir teorik tartışmayı bitirir ve
delile çağırır. Bu 35. ayetteki soyut kader savunmasına karşı somut gözle
görülebilir bir cevaptır.
Nahl 38: Asıl kök
problem ortaya çıkıyor "Bütün güçleriyle yemin ederler: Allah öleni diriltmez!"
Kur'an șunu gösteriyor: Kader savunması
(35)àUyarının reddi (36)àTarihten ibret almama (36) à Hepsi șuraya çıkıyor ahiret yoksa, hesap da
yoktur. Asıl inkâr edilen diriliş ve hesaptır.
Ahirete inanmayan insan, önce sorumluluğu inkâr
eder, sonra uyarıyı reddeder, en sonunda kaderi bahane eder. Yani kader
savunması sebep değil sonuçtur.
Emir formunda gelmekle beraber siyru fil
arz... kalıbında olmayan tek ayet Sebe 18 dir.
34 Sebe
Suresi.18:Onlar(ın yurdu)
ile kendilerini bereketlendirdiğimiz şehirler arasında, kolayca görünen
şehirler var etmiş ve bunlar arasında (kolayca) yürümelerini (seyahat
etmelerini) mümkün kılmıştık. (Onlara) “Oralarda geceleri ve gündüzleri güven
içinde yürüyün (seyahat edin!” demiştik). (Prof. Dr. Mehmet Okuyan)
وَجَعَلْنَا بَيْنَهُمْ وَبَيْنَ الْقُرَى
الَّتٖى بَارَكْنَا فٖيهَا قُرًى ظَاهِرَةً وَقَدَّرْنَا فٖيهَا السَّيْرَ سٖيرُوا فٖيهَا لَيَالِىَ وَاَيَّامًا اٰمِنٖينَ
﴿١٨-٣٤﴾؛
'Bereketli kılınan beldeler" genel
kabul ile Șam ve çevresidir.
Sebe (Yemen) ile Șam arasında ardışık
yerleşimler, güvenli konaklama noktaları ticaret yolları oluşturulmuştur. Bu
konaklama noktaları yol üzerinde kaybolmadan, herkesin bildiği, erişilebilir menzillerdir.
"Ve kaddarnâ fihấ's-seyr” seyahat
olgusunun ölçülüp düzenlenmesi. Seyir, bir nimet olarak düzenlenmiştir. Mesafeler,
süreler, konaklama aralıkları, güvenlik ilâhî takdirle ayarlanmış demektir.
Ancak kendine zulmeden bu inkarcı toplum
düzenlenmiş hayat akışı (seyr) yerine 19. Ayette bahsedildiği gibi hal diliyle
“seferlerinin” arasının uzaklaştırılmasını istemişlerdir.
"Sefer" burada neyi ifade
ediyor? Sefer özel bir yolculuktur genellikle
ticaret amaçlı, zahmet içeren, hazırlık
gerektiren bir yolculuktur.
Sebe 19'daki ifade, lisanla yapılmış bir
dua olmaktan çok, nankörlüğün davranışa ve hayat tercihine dönüşmüş "hâl
dili" dir.
Siyru fi'l-arz, imanı otomatik üreten bir mekanizma
değildir. Yani delil imanı zorunlu kılmaz. Aynı şeyi gören iki insan tamamen zıt
sonuçlara varabilir.
Nitekim Hac 46'da "Gözler kör olmaz; kalpler kör
olur." Demek ki sorun veride değil veriyi yorumlayan zihniyettedir.
Siyru fi'l-arz'ın emri imanı üretmek amaçlı
olduğu kadar mazereti de ortadan kaldırmak amaçlıdır. Yani iman etmiyorsan, bu
bilgi eksikliğinden değil senin tercihinden kaynaklıdır. Bu yüzden gezip
dolaşıp gözlem yapmak iman zorunlu kılmaz ama inkârın masumiyetini bitirir.
Yeryüzünde gezip dolaşma gözlem yapma
inkarcıya ne kazandırır dersek;
àSahte ebediyet duygusu yıkılır. İnkârcı șunu görür güçlüydüler, zengindiler,
bilgiliydiler ama gittiler. Bu, insanın içindeki ben farklıyım bana bir șey olmaz duygusunu kırar.
àİnkârı bilinçli hâle getirir. Seyirden sonra inkâr eden kişi artık
bilmeden inkâr etmez. Bu yüzden Nahl 36.
Ayette "Dalalet hak oldu" denir. Yani artık cehalet değil bilerek sırt
çevirme söz konusudur.
àİmana açık olan için kapıyı aralar. Aynı sahne birine sadece yok oluş derken birine hesap düşündürür.
Farkı belirleyen şey kalbin istikametidir. Kur'an bu yüzden "beľki
aklederler" der; "mutlaka iman ederler" demez.
3) Fiil formu
Sülasi mücerred geldiği ayetleràKasas 29
Tur 19
Tef’i babı gelen ayetler;
13 Rad
Suresi.31: Eğer onlar,
kendisiyle dağların yürütüldüğü, yeryüzünün parçalandığı, ölülerin
konuşturulduğu bir Kur’an (dinlemiş olsalardı bile, yine de inanmazlardı)! Ama
bütün buyruklar Allah’ındır. İnananlar hâlâ anlamadılar mı ki Allah dileseydi,
bütün insanları doğru yola iletirdi? Allah’ın verdiği söz yerine gelinceye
kadar, yaptıkları işler yüzünden, bir belâ, ya inkâr edenlerin başlarına
gelecek, ya da yurtlarına yakın bir yere inecektir! Çünkü Allah, asla sözünden
dönmez.
وَلَوْ اَنَّ قُرْاٰنًا سُيِّرَتْ بِهِ الْجِبَالُ
اَوْ قُطِّعَتْ بِهِ الْاَرْضُ اَوْ كُلِّمَ بِهِ الْمَوْتٰى بَلْ لِلّٰهِ الْاَمْرُ
جَمٖيعًا اَفَلَمْ يَایْپَسِ الَّذٖينَ اٰمَنُوا اَنْ لَوْ يَشَاءُ اللّٰهُ لَهَدَى
النَّاسَ جَمٖيعًا وَلَا يَزَالُ الَّذٖينَ كَفَرُوا تُصٖيبُهُمْ بِمَا صَنَعُوا قَارِعَةٌ
اَوْ تَحُلُّ قَرٖيبًا مِنْ دَارِهِمْ حَتّٰى يَاْتِىَ وَعْدُ اللّٰهِ اِنَّ اللّٰهَ
لَا يُخْلِفُ الْمٖيعَادَ ﴿٣١-١٣﴾؛
Bu ayette sayılan üç şey dağların
yürütülmesi, yerin parçalanması, ölülerin konuşması başka ayetlerde doğrudan
kıyamet alâmetleri olarak anlatılır. Bu şu anlama gelir inkârcıların iman
eșiği, artık "dünya düzeni' içinde aşılabilir bir eşik değildir. Onların
beklentisi şudur, doğa bozulmalı, yer yarılmalı, ölüm geri alınmalıdır. Bu ise
iman değil, zorunlu kabullenme olurdu.
İnkâr, bazen aklî değil varoluşsaldır. Bu tür inkar delil artınca
azalmaz, mucize artınca çözülmez ancak kıyametle sona erer. Bu yüzden inkarcının
inanmak için beklentisi kıyamet sahneleriyle anlatılır. Çünkü o inkâr ancak
kıyamette biter.
Bu bab’dan gelen
diğer ayetleràYunus 22
Kehf 47 Nebe 20
Tekvir 3 tür.
4) Kelimenin
isim formunda geldiği ayetler;
Masdar‐ı hey’e=siyreten gelen ayet
20 Taha Suresi.21: ″Onu al ve korkma, biz onu ilk durumuna
çevireceğiz.″ (Ali Bulaç)
قَالَ خُذْهَا
وَلَا تَخَفْ سَنُعٖيدُهَا سٖيرَتَهَا الْاُولٰى ﴿٢١-٢٠﴾؛
“Biz onu ilk
haline döndüreceğiz.” Eski durum ve șekline
demektir. سيرة
kelimesi فعلة vezninidir.
Bir fillin gerçekleşme tarzını / hâlini bildiren mastardır. Fiilin nasıl
gerçekleștiğini anlatır. Süreçten çok karakteristik hâli ifade eder. Mecazen
yol ve usul demektir.
Siyret bir
varlığın sürekli hâl alan seyir tarzıdır. Peygamberin hayatına siyret denir
yani O’nun "nasıl yaşadığı” demektir.
Kur'an'da
"seyir", görünen hareketi "siyret" ise o hareketi
belirleyen iç düzeni ifade eder. Musa (a.s)’ın asası kıssasında bu ilişki,
varlığın hâllerinin Allah tarafından değiştirilebilir ve iade edilebilir
olduğunu göstermek için somutlaştırılır.
Mübalağa ismi fail=seyyaratün geldiği ayetleràMaide 96
Yusuf 10,19
Çok hareket
eden, sürekli dolaşan – kervan- demektir. Yoğunluk ve süreklilik ifade eder. Vezni فعَّالةٌ
Masdar-ı asli =seyran geldigi ayetleràSebe 18
Tur 10
Bu mastar tarzı
değil, fiilin kendisini / sürecini ifade eder. Yani yürüme, yol alma, seyahat
etme olgusudur. Fiili yolculuk sistemi, mekânsal düzen, zaman-mesafe ilişkisini açıklar.
Allah en doğrusunu en iyisini en güzelini bilir