Loading...
SEYİR (سير )

KUR'AN'DA SEYİR KAVRAMI

Kelimenin arapça kök harfleri SâRa (سار) dır

Kelime hakkında Ragıp El İsfehani Müfredatta şöyle der;

Es seyru (السَّيْرُ) :Bir arazinin içinden veya arzdan geçip gitmek, ilerlemek, yürümek, yolculuk etmek

Geçip gittim, ilerledim,  yürüdüm, yolculuk ettim سِرْتُ

Onunla birlikte geçip gittim, ilerledim, yürüdüm سِرْتُ بغلانِ

Onun geçip gitmesini, ilerlemesini yürümesini, yolculuk etmesini sağladım سِرْتُه

     Fiil kalıbı سار- يسير - سيرا  olarak "yürüdü, seyretti, yol aldı" demektir.

     Fiil sürekliliği akışkanlığı ifade eder.

     Türkçedeki seyretmek, doğrudan arapça SâRa kökünden gelir.

     Ama Türkçede anlam daralmıştır. Türkçede seyir/seyretmek  hareket eden bir şeyi dikkatle izlemek demekken arapçada seyr  hareket ederek ilerlemek yolculuk etmek geçip gitmek demektir.

Kur’an’da 25 ayette 27 defa geçmektedir.

1)7 Ayette inkari istifham cümlesi içinde (efelem/evelem yesiru filarz..)(12:109   22:46   30:9   35:44   40:21,82   47:10)

2)7 ayette emir formunda (sülasi mücerred emir siyru fil arz.../siyru) (3:137   6:11   16:36   27:69   29:20   30:42   34:18)

3) Fiil formunda:

5 ayette tef’il babında (10:22   13:31   18:47   78:20   81:3)

2 ayette sülasi mücerred (28:29   52:10)

4)6 ayette isim formunda (seyrun-siyreten-seyyaratün):

2 ayette asıl mastar (34:18   52:10)

1 ayette masdar-hey’e (20:21)

3 ayette mübalağa ismi fail formunda (5:96   12:10,19)

1)Kavramın inkari istifham cümlesiyle geldiği ayetler;

12 Yusuf Suresi.109:Biz senden önce de, memleketler halkından ancak kendilerine vahy ettiğimiz birtakım erkekleri peygamber olarak gönderdik. Yeryüzünde dolaşıp da, kendilerinden önce gelenlerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Elbette ahiret yurdu Allahʼa karşı gelmekten sakınanlar için daha iyidir. Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz? (Diyanet Meali)

وَمَا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ اِلَّا رِجَالًا نُوحٖى اِلَيْهِمْ مِنْ اَهْلِ الْقُرٰى اَفَلَمْ يَسٖيرُوا فِى الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذٖينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَلَدَارُ الْاٰخِرَةِ خَيْرٌ لِلَّذٖينَ اتَّقَوْا اَفَلَا تَعْقِلُونَ ﴿١٠٩-١٢﴾؛

     Hemze inkarî istifham harfi, لَمْ muzarinin önüne gelerek manasını olumsuz maziye çeviren cezm harfidir.

     Kur’ân-ı Kerîm’de sıkça başvurulan bir üslup olarak karşımıza çıkan istifhâmı inkârî ile kabul edilmeyen/edilmemesi gereken bir olgunun neden hala farkına varılmadığı sorgulanmaktadır.

     Yeryüzünde gezmediler mi? “gezmemiş olmaları mümkün değildir” demektir.

      "Yeryüzünde gezip dolaşıp kendilerinden öncekilerin akibeti nasıl oldu bakmadılar mı?"

      Bu yürüme dolaşma gözlem ve bağlantı kurma amaçlı olmalıdır.

Bu ayetlerde iki fil peş peșe gelir

1. bedensel hareket  سيروا

2. zihinsel değerlendirme   فانظر  Nazar bir nesneyi idrak etmek, görmek için basireti çeşitli yönlerde çevirmek demektir. Bir nesneyi görüp tedebbür ve tefekkür etmeye “nazartü fiyhi” denir.

     Ru’yetun (رُؤْيهٌ) olan görmeden farklıdır. Ru’yetün görüleni görülebilir olanı algılamak görmek demektir.

     Ayetin devamında hala aklınızı kullanmıyor musunuz diye sorar. Akıl yaşamsal deneyimleri birbirine bağlayıp anlam üretme becerisidir.

     Bu sıralama çok önemlidir. Seyir hareket amaç değil, düşünmenin aracıdır. Yürü seyret (seyr)à ibret alarak inceleme (nazar) à sebep-sonuç ilişkisi kurma (akıl) manasındadır.

22 Hac Suresi.46: Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki, düşünecek kalpleri, işitecek kulakları olsun? (Dolaştılar, ama ibret almadılar). Çünkü gerçekte gözler değil, göğüslerdeki kalpler (kalp gözleri) kör olur. (Diyanet Meali)

اَفَلَمْ يَسٖيرُوا فِى الْاَرْضِ فَتَكُونَ لَهُمْ قُلُوبٌ يَعْقِلُونَ بِهَا اَوْ اٰذَانٌ يَسْمَعُونَ بِهَا فَاِنَّهَا لَا تَعْمَى الْاَبْصَارُ وَلٰكِنْ تَعْمَى الْقُلُوبُ الَّتٖى فِى الصُّدُورِ ﴿٤٦-٢٢﴾؛

     Bu ayette görme  zikredilmeyip hareket -akledecek kalp – işitecek kulak sıralaması mevcuttur.

     Kur'an'da ișitme (سمع) pasif bir algı değil anlamaya açık olma,  hitaba muhatap olma, uyarıya kulak verme demektir.

    Bu ayette  iki bilgi kaynağını birleştirir:

A) Seyir - doğrudan tecrübe

B) işitme , aktarılan bilgi, uyarı, vahiy

     Kur'an şunu söylüyor: Sadece gezmek yetmez sana söylenene de kulak vermelisin. Bu yüzden gezip ama peygamberleri dinlemeyen görüp ama uyarıları işitmeyen kavimler helak edilir. Çünkü bunlar gezdiler gördüler ama daha önce helak edilenlerin kalıntılarından ibret almadılar. Gözleri görse bile kalp gözleri kör olmuştu.

     Siyru fi'l-arz, sadece "bakma" değil dünyanın söylediklerini duymaya hazır olma hâlidir.

Yani:

Tarih konuşur

Tabiat konuşur

Toplumlar konuşur

Akıbetler "seslenir"

     Ama bu sese kulak açık değilse duyulmaz, kalp aktif değilse anlamı kavrayamaz.

     Bu ayetlerde bakmanın hedefi șudur: 'Öncekilerin akıbeti nasıl olmuştu?" Ayet ne gördün diye sormaz ne anladın diye sorar.

     Seyera yalnızca bedenin hareketi değil, aklın ve kalbin de harekete geçmesidir.

     Yeryüzünde gezip dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonu nasıl oldu bakmadılar mı? Üstelik onlar kendilerinden daha kudretli, yeryüzünü imar eden, orada eserler bırakmış kimselerdi ancak Allah’ın elçilerini yalanladılar ve azabı hak ettiler. Aynı yoldan giderseniz sonunuz aynı olur uyarısını yapan ayetlerdir bunlar àRum 9  Fatır 44  Mümin 21, 82  Muhammet 10

2)Emir formunda geldiği ayetler. Bu ayetler emir üslubunda gelmiş olmasına rağmen ikaz ve irşad manası taşır.

    Bunlar 6 ayettir. Siru filarz  سيرو في الارض  şeklinde muhataba emir üslubunda mahzuf şart cümlesinin cevabı konumundadır.

"De ki: Yeryüzünde dolaşın, sonra bakın.." ifadesi;

▪️bedensel hareket

▪️mekân değiştirme

▪️yeryüzünde dolaşma anlamını taşır.

     Kur'an, insanı yerinden kaldıran, harekete geçiren bir fiil kullanır. Çünkü yerinde duran zihin, çoğu zaman alışkanlıklarını sorgulamaz.

     6 tanesi “yeryüzünde gezip dolaşın yalanlayanların/mücrimlerin/öncekilerin  sonu nasıl olmuş görün” seklinde gelmiştir.

Kur'an'daki seyera şu özellikleri taşır:

     3 Ali İmran Suresi.137: Sizden önce (nice milletler hakkında, ilahi) kanunlar elbette gelip geçmiştir. (Onun için) yeryüzünde dolaşın; sonra yalanlayanların sonunun nasıl olduğuna bakın! (Prof. Dr. Mehmet Okuyan)

قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِكُمْ سُنَنٌ فَسٖيرُوا فِى الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبٖينَ ﴿١٣٧-٣﴾؛

    ◾️ Tefekkür merkezli yolculuk Seyahat, bakmak için değil, görmek için yapılır: 'Onlardan öncekilerin sonu nasıl olmuş bakmaları için.."

Amaç:

Tarihî kalıntılar

Helâk edilen kavimlerin izleri

Medeniyetlerin yükseliş ve çöküşü üzerinden ilahi sünneti kavramaktır.

     Fahrettın Razi bu konuda şunları söyler;

     Müfessirlerin ekseriyeti bundan muradın, Cenâb-ı Hakk’ın, “Yalanlayanların akibetinin nasıl olduğunu görün” ifâdesinin delaletiyle, helak etme ve kökünü kurutma kanunları olduğunu söylerler.

     Mücâhid İse bundan muradın, “Allah’ın gerek kâfir gerekse mü’minler hakkındaki değişmez kanunlarıdır. Çünkü dünya, ne mü’mine ne de kâfire kalır. Ancak, mü’min için geriye ölümünden sonra dünyada güzel bir övgü, âhirette de bol mükâfat  kâfir içinse dünyada lanet, âhirette de şiddetli bir azab kalır” şeklinde olduğunu söylemiştir.

     ”Yeryüzünde gezip dolaşın” buyruğundan maksadı, şüphesiz ki bunu emretmek değildir. Bilâkis bundan maksat, onların hallerini anlamak ve bilmektir. Yeryüzünde yürümeksizin bu bilgi meydana geldiği zaman, maksat yine hasıl olmuş olur. Yine, “Daha önce yaşamış olan kavimlerin durumlarını ve hallerini müşahede etmenin, onların hallerini dinlemeden daha fazla ve daha güçlü tesiri vardır” denilmesi de imkânsız değildir

Enam 11,Neml 69, Rum 42 benzer ayetlerdir.

     29 Ankebut Suresi.20: De ki: 'Yeryüzünde dolaşın da Allahʼın başlangıçta yaratmayı nasıl yaptığına bakın. Sonra Allah (aynı şekilde) sonraki yaratmayı da yapacaktır. (Kıyametten sonra her şeyi tekrar yaratacaktır) Şüphesiz Allahʼın gücü her şeye hakkıyla yeter.' (Diyanet Meali)

قُلْ سٖيرُوا فِى الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ بَدَاَ الْخَلْقَ ثُمَّ اللّٰهُ يُنْشِئُ النَّشْاَةَ الْاٰخِرَةَ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ قَدٖيرٌ ﴿٢٠-٢٩﴾؛

     ▪️ “Yer yüzünde dolaşın da başlangıçta yaratmayı nasıl yaptığına bakın” Allah tabiat üzerinden ölüm ve yeniden diriliş döngüsünün müşahedesini emreder.

     Burada çok net bir akli kıyas kuruluyor İlk yaratılış gerçekleştiyse sürekli yeniden yaratma gözlemleniyorsa ikinci yaratılış neden imkânsız olsun sorusunu düşündürüyor.

     Bu ayet önceki inkarcıların durumlarından ibret almaya  tarihsel ölümün izlerini  değil, tabiata sürekli olan ölüm ve yeniden dirilişi izlemekle davet eder.

     Siyru fi'l-arz, insanın ölümü tarih üzerinden; yeniden dirilişi ise tabiatın sürekli canlanması üzerinden akletmesini hedefleyen bir Kur'anî düşünme yöntemidir.

     Kur'an, ölümü tarihte gösterir; dirilişi tabiatta düşündürür.

     Kur'an: Tabiatı bulunduğun yerden gözlemlemeni ister Gece-gündüz, yağmur, bitkiler, ölüm-diriliş döngüsü seyahat șartı olmadan da yapılabilir.

    Bu da șunu gösterir: Asıl şart yer değiştirmek değil zihnin yerleşik kabullerden çıkmasıdır.

    "Siyru fil-arz", yeryüzünde yürü, gözlem yap demektir; fakat Kur'an'da yürümek hedef değil, aklı harekete geçiren bir  araçtır. Aynı aklî ve imanî sonuç, fiilî yürüyüş olmadan da -gözlem, karşılaştırma ve tefekkürle- elde edilebilir."

     Kuran yürümeyi emreder; ama yürüyüşü değil, idraki ister.

Kavramın  Nahl 36 üzerinden inkarcı zihniyetin inanç ve davranışlarıyla bağlantısını incelersek;

16 Nahl Suresi.36:Andolsun ki biz, “Allah’a kulluk ediniz ve tâğûttan sakınınız!” diye her ümmete bir peygamber gönderdik. Allah onlardan bir kısmını doğru yola iletti. Onlardan bir kısmı da sapıklığı hak ettiler. Yeryüzünde geziniz de görünüz, inkâr edenlerin sonu nasıl olmuştur. (Bayraktar Bayraklı)

وَلَقَدْ بَعَثْنَا فٖى كُلِّ اُمَّةٍ رَسُولًا اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَ فَمِنْهُمْ مَنْ هَدَى اللّٰهُ وَمِنْهُمْ مَنْ حَقَّتْ عَلَيْهِ الضَّلَالَةُ فَسٖيرُوا فِى الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبٖينَ ﴿٣٦-١٦﴾؛

     Nahl 35-36-38, tek bir zihniyetin üç aşamasını anlatan bütünlüklü  bir algı ve inanç eleştirisidir.

Nahl 35: Müşrikler şunu söylüyor: 'Biz müşriksek, atalarımız müşrikse..  Allah böyle diledi istemeseydi buna engel olurdu.

     Bu ayet zihinsel bir sapmanın başlangıç noktasını açıklar:

Kaderci savunma: İnsan yanlışını Allah'ın iradesine yükleyerek kendini temize çıkarma arzusu àSorumluluğun inkâr

Nahl 36: ilahi cevap. Burada Kur'an doğrudan cevap verir:

"Biz her ümmete elçi gönderdik' Yani  bilgi verildi, uyarı yapıldı, seçim ortamı oluşturuldu.

"Allah kimini hidayete erdirdi, kimine dalalet hak oldu “ Hidayet uyarıya açık olanlaradır, dalaletin hak olması ise ısrarla gerçeği görmezden gelmenin sonucudur. Yani dalalet keyfi değil, seçilmiş bir sonuçtur.

Bu durum 35. ayetteki kaderci savunmayı iptal eder. "Engellemedi" – doğru  “Demeki razı" – yanlış

36'nin ikinci yarısı: "Yeryüzünde dolașın yalanlayanların sonu nasıl olmuş bakın."

     Bu emir teorik tartışmayı bitirir ve delile çağırır. Bu 35. ayetteki soyut kader savunmasına karşı somut gözle görülebilir bir cevaptır.

Nahl 38: Asıl kök problem ortaya çıkıyor "Bütün güçleriyle yemin ederler: Allah öleni diriltmez!"

     Kur'an șunu gösteriyor: Kader savunması (35)àUyarının reddi (36)àTarihten ibret almama (36) à Hepsi șuraya çıkıyor ahiret yoksa, hesap da yoktur. Asıl inkâr edilen diriliş ve hesaptır.

     Ahirete inanmayan insan, önce sorumluluğu inkâr eder, sonra uyarıyı reddeder, en sonunda kaderi bahane eder. Yani kader savunması sebep değil sonuçtur.

     Emir formunda gelmekle beraber siyru fil arz... kalıbında olmayan tek ayet Sebe 18 dir.

34 Sebe Suresi.18:Onlar(ın yurdu) ile kendilerini bereketlendirdiğimiz şehirler arasında, kolayca görünen şehirler var etmiş ve bunlar arasında (kolayca) yürümelerini (seyahat etmelerini) mümkün kılmıştık. (Onlara) “Oralarda geceleri ve gündüzleri güven içinde yürüyün (seyahat edin!” demiştik). (Prof. Dr. Mehmet Okuyan)

وَجَعَلْنَا بَيْنَهُمْ وَبَيْنَ الْقُرَى الَّتٖى بَارَكْنَا فٖيهَا قُرًى ظَاهِرَةً وَقَدَّرْنَا فٖيهَا السَّيْرَ سٖيرُوا فٖيهَا لَيَالِىَ وَاَيَّامًا اٰمِنٖينَ ﴿١٨-٣٤﴾؛

    'Bereketli kılınan beldeler" genel kabul ile Șam ve çevresidir.

     Sebe (Yemen) ile Șam arasında ardışık yerleşimler, güvenli konaklama noktaları ticaret yolları oluşturulmuştur. Bu konaklama noktaları yol üzerinde kaybolmadan, herkesin bildiği, erişilebilir menzillerdir.

     "Ve kaddarnâ fihấ's-seyr” seyahat olgusunun ölçülüp düzenlenmesi. Seyir, bir nimet olarak düzenlenmiştir. Mesafeler, süreler, konaklama aralıkları, güvenlik ilâhî takdirle ayarlanmış demektir.

     Ancak kendine zulmeden bu inkarcı toplum düzenlenmiş hayat akışı (seyr) yerine 19. Ayette bahsedildiği gibi hal diliyle “seferlerinin” arasının uzaklaştırılmasını istemişlerdir.

     "Sefer" burada neyi ifade ediyor? Sefer özel bir yolculuktur  genellikle ticaret amaçlı,  zahmet içeren, hazırlık gerektiren bir yolculuktur.

     Sebe 19'daki ifade, lisanla yapılmış bir dua olmaktan çok, nankörlüğün davranışa ve hayat tercihine dönüşmüş "hâl dili" dir.

     Siyru fi'l-arz, imanı otomatik üreten bir mekanizma değildir. Yani delil imanı zorunlu kılmaz. Aynı şeyi gören iki insan tamamen zıt sonuçlara varabilir.

     Nitekim Hac 46'da  "Gözler kör olmaz; kalpler kör olur." Demek ki sorun veride değil veriyi yorumlayan zihniyettedir.

     Siyru fi'l-arz'ın emri imanı üretmek amaçlı olduğu kadar mazereti de ortadan kaldırmak amaçlıdır. Yani iman etmiyorsan, bu bilgi eksikliğinden değil senin tercihinden kaynaklıdır. Bu yüzden gezip dolaşıp gözlem yapmak iman zorunlu kılmaz ama inkârın masumiyetini bitirir.

     Yeryüzünde gezip dolaşma gözlem yapma inkarcıya ne kazandırır dersek;

     àSahte ebediyet duygusu yıkılır. İnkârcı șunu görür güçlüydüler, zengindiler, bilgiliydiler ama gittiler. Bu, insanın içindeki ben farklıyım  bana bir șey olmaz duygusunu kırar.

     àİnkârı bilinçli hâle getirir. Seyirden sonra inkâr eden kişi artık bilmeden  inkâr etmez. Bu yüzden Nahl 36. Ayette "Dalalet hak oldu" denir. Yani artık cehalet değil bilerek sırt çevirme söz konusudur.

     àİmana açık olan için kapıyı aralar. Aynı sahne birine  sadece yok oluş derken birine hesap düşündürür. Farkı belirleyen şey kalbin istikametidir. Kur'an bu yüzden "beľki aklederler" der; "mutlaka iman ederler" demez.

3) Fiil formu

Sülasi mücerred geldiği ayetleràKasas 29  Tur 19

Tef’i babı gelen ayetler;

13 Rad Suresi.31: Eğer onlar, kendisiyle dağların yürütüldüğü, yeryüzünün parçalandığı, ölülerin konuşturulduğu bir Kur’an (dinlemiş olsalardı bile, yine de inanmazlardı)! Ama bütün buyruklar Allah’ındır. İnananlar hâlâ anlamadılar mı ki Allah dileseydi, bütün insanları doğru yola iletirdi? Allah’ın verdiği söz yerine gelinceye kadar, yaptıkları işler yüzünden, bir belâ, ya inkâr edenlerin başlarına gelecek, ya da yurtlarına yakın bir yere inecektir! Çünkü Allah, asla sözünden dönmez.

وَلَوْ اَنَّ قُرْاٰنًا سُيِّرَتْ بِهِ الْجِبَالُ اَوْ قُطِّعَتْ بِهِ الْاَرْضُ اَوْ كُلِّمَ بِهِ الْمَوْتٰى بَلْ لِلّٰهِ الْاَمْرُ جَمٖيعًا اَفَلَمْ يَایْپَسِ الَّذٖينَ اٰمَنُوا اَنْ لَوْ يَشَاءُ اللّٰهُ لَهَدَى النَّاسَ جَمٖيعًا وَلَا يَزَالُ الَّذٖينَ كَفَرُوا تُصٖيبُهُمْ بِمَا صَنَعُوا قَارِعَةٌ اَوْ تَحُلُّ قَرٖيبًا مِنْ دَارِهِمْ حَتّٰى يَاْتِىَ وَعْدُ اللّٰهِ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُخْلِفُ الْمٖيعَادَ ﴿٣١-١٣﴾؛

     Bu ayette sayılan üç şey dağların yürütülmesi, yerin parçalanması, ölülerin konuşması başka ayetlerde doğrudan kıyamet alâmetleri olarak anlatılır. Bu şu anlama gelir inkârcıların iman eșiği, artık "dünya düzeni' içinde aşılabilir bir eşik değildir. Onların beklentisi şudur, doğa bozulmalı, yer yarılmalı, ölüm geri alınmalıdır. Bu ise iman değil, zorunlu kabullenme olurdu.

     İnkâr, bazen aklî değil  varoluşsaldır. Bu tür inkar delil artınca azalmaz, mucize artınca çözülmez ancak kıyametle sona erer. Bu yüzden inkarcının inanmak için beklentisi kıyamet sahneleriyle anlatılır. Çünkü o inkâr ancak kıyamette biter.

Bu bab’dan gelen diğer ayetleràYunus 22   Kehf 47   Nebe 20   Tekvir 3 tür.

4) Kelimenin isim formunda geldiği ayetler;

Masdar‐ı hey’e=siyreten gelen ayet

20 Taha Suresi.21: ″Onu al ve korkma, biz onu ilk durumuna çevireceğiz.″ (Ali Bulaç)

قَالَ خُذْهَا وَلَا تَخَفْ سَنُعٖيدُهَا سٖيرَتَهَا الْاُولٰى ﴿٢١-٢٠﴾؛  

     “Biz onu ilk haline döndüreceğiz.”  Eski durum ve șekline demektir. سيرة kelimesi  فعلة vezninidir. Bir fillin gerçekleşme tarzını / hâlini bildiren mastardır. Fiilin nasıl gerçekleștiğini anlatır. Süreçten çok karakteristik hâli ifade eder. Mecazen yol ve usul demektir.

    Siyret bir varlığın sürekli hâl alan seyir tarzıdır. Peygamberin hayatına siyret denir yani O’nun "nasıl yaşadığı” demektir.

    Kur'an'da "seyir", görünen hareketi "siyret" ise o hareketi belirleyen iç düzeni ifade eder. Musa (a.s)’ın asası kıssasında bu ilişki, varlığın hâllerinin Allah tarafından değiştirilebilir ve iade edilebilir olduğunu göstermek için somutlaştırılır.

Mübalağa ismi fail=seyyaratün geldiği ayetleràMaide 96   Yusuf 10,19

     Çok hareket eden, sürekli dolaşan – kervan- demektir. Yoğunluk ve süreklilik ifade eder. Vezni  فعَّالةٌ

Masdar-ı asli =seyran geldigi ayetleràSebe 18   Tur 10

     Bu mastar tarzı değil, fiilin kendisini / sürecini ifade eder. Yani yürüme, yol alma, seyahat etme olgusudur. Fiili yolculuk sistemi, mekânsal düzen,  zaman-mesafe ilişkisini açıklar.

Allah en doğrusunu en iyisini en güzelini bilir