KUR'AN'DA VADİ KAVRAMI ودى
Ragıp el
isfehani Müfredat adlı kitabında kelime için; Vadin (وادٍ) sözcüğü temelde
içinde su akan yer demektir. Buradan hareketle iki dağ arasındaki açıklık yer “وادٍ” olarak adlandırılmıştır.
Çoğulu “اوديةٌ”
şeklinde gelir.
Müstear olarak tarikat
yolu davranış veya hareket tarzı ya da üslubu
anlamında kullanılır der.
Vadi واد bir akışın (su,sel,zaman
) şekillendirdiği geçiş alandır.
Fıil olarak ودى - يدى şeklinde kullanılır.
Vedyün (وديٌ) Oynaşma
sırasında ve idrar ettikten sonra aygırdan çıkan beyaz ince suya kinayeli
olarak vedyün ddenir.Asıl üreme sıvısı olmayıp, artçı sızıntı, küçük yapışkan
sıvıdır. Büyük akışa meni , küçük akışa vedy denmiştir.
El
vediyyün (الوديٌ)
Küçük hurma fidanları. (Uzarken akıp
gittikleri göz önüne alınarak böyle söylenmiştir.)
Vâdi de asıl kaynak değil, taşıyıcı ve geçiş
hattıdır . Aksa da akmasa da akışın potansiyel olarak var olduğu hayatı ve
hareketi mümkün kılan bir hattır.
Tacul arus : Vâdiyi yerden alçalan ve suyun aktığı yer
olarak tanımlar.
İnsanı aşağı
çeken, alışkanlık, korku, zorluk ve nefis gibi alanların sembolüdür. Sabit
kimliğin çözüldüğü, yeni bir halin başladığı eşik mekanıdır.
Vâdi sadece coğrafi bir unsur değil, akış, geçiş
ve yönelme anlamlarını içeren fonksiyonel bir kavramdır. Dönüşüm, ayıklama ve
eşik süreçlerini temsil eden ahlaki ve toplumsal bir kavram olarak Kur'an'da
kullanılır.
“Falan adam senin vadinden başka bir vadidedir “Falanca
senin tuttuğun yol, yöntem, amaç ve yönelim içinde değildir” demektedir.
“Bir vadiden başka bir vadiye geçip sohbeti koyulaştırmak sözü bir mecradan başka bir mecraya
taşımaktır.”
Kur'an'da vâdi :
Ya bir şeyin başladığı
Ya bir şeyin bittiği
Ya bir şeyin sınandığı eşiktir.
Türevleri ile beraber Kur'an'da 12 kez
geçmektedir:
2 ayette vadinin çoğulu اودية
1 ayette diyet دية
9 ayette de vâdi واد şeklindedir.
VADİ واد OLARAK GELDİĞİ AYETLER
1)
Tevbe Suresi.121
وَلَا يُنْفِقُونَ نَفَقَةً صَغٖيرَةً وَلَا كَبٖيرَةً وَلَا يَقْطَعُونَ
وَادِیًا اِلَّا كُتِبَ لَهُمْ لِيَجْزِيَهُمُ اللّٰهُ
اَحْسَنَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ﴿١٢١-٩﴾؛
9.121: Ve yine onlar, az ya da çok, (Allah için) ne zaman
bir harcamada bulunsalar, yeryüzünde (Allah için) ne zaman bir yol kat etseler,
bu onların lehine kaydedilmektedir; Allah yaptıkları her şey için onları en
güzel bir biçimde ödüllendirecektir.
Allah yolunda
harcama yapan kimsenin ameli nasıl değer kazanır anlatılıyor. İnfak bir
bilinçtir. Ameller niyetten sonra kıymet kazanır. Bu bilinç vadiden geçerken
sınanır.
Vâdi burada ameli kıymetlendirecek bilinç
eşiğidir. Vâdiyi kat etmek diyor ayette yani amel konfor alanından çıkıp akışa karşı
yürüdüğünde değer kazanır.
2) İbrahim
Suresi.37
رَبَّنَا اِنّٖى اَسْكَنْتُ مِنْ ذُرِّيَّتٖى
بِوَادٍ غَيْرِ ذٖى زَرْعٍ عِنْدَ بَيْتِكَ الْمُحَرَّمِ
رَبَّنَا لِيُقٖيمُوا الصَّلٰوةَ فَاجْعَلْ اَفْپِدَةً مِنَ النَّاسِ تَهْوٖى اِلَيْهِمْ
وَارْزُقْهُمْ مِنَ الثَّمَرَاتِ لَعَلَّهُمْ يَشْكُرُونَ ﴿٣٧-١٤﴾؛
14.37: 'Rabbimiz! Ben çocuklarımdan bazısını, senin
kutsal evinin (Kâbeʼnin)
yanında ekin bitmez bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz! Namazı dosdoğru
kılmaları için (böyle yaptım). Sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini
onlara meylettir, onları ürünlerden rızıklandır, umulur ki şükrederler.'
“Çöl değil, kurak değil , ekin olmayan” ifadesi sebep–sonuç
zincirinin koptuğu yerdir.
İnsanın güvencesi
yok, gelecek hesaplanamaz. İbrahim için vadi = teslimiyet eşiğidir. “Artık ben
koruyamam” dediği yerdir. Yani babadan, toplumdan, kendi gücünden kopuştur. Burada
İbrahim fail olmaktan vazgeçer koruyucu
Allah'tır.
Neden “Beyt’in yanındaki ekinsiz vadi”?
Vadi burada
sadece coğrafya değildir. Beyt varsa,
yön var, kıble var demektir. “Onları koru” demiyor. Mekan yaşanabilir değil ama
imanla yaşanabilir hale geliyor. Mekan kutsal ama hayat şartları yoktur.
Kutsallık rızıkla değil sadakatle sürdürülür. Eğer sadece Mekke'nin coğrafi
şartları olsaydı dua bu kadar etkili olmazdı. Devamında kalplerin meyletmesi,
rızık, şükür konuşulmazdı.
Çünkü:
Vadi geçilmeden şehir kurulmaz
Vadi aşılmadan ümmet doğmaz
Vadi olmadan Kâbe merkez olmazdı.
Bu vadi ümmet tarihini başlatan, kutsallığının
insan eliyle yeniden hayata taşındığı eşiktir.
3) Şuara Suresi.225
اَلَمْ تَرَ اَنَّهُمْ فٖى كُلِّ وَادٍ يَهٖيمُونَ ﴿٢٢٥-٢٦﴾
26.225: Görmez misin onların her vadide (sözcüklerin,
hayallerin peşinde) şaşkın şaşkın dolaştıklarını;
Vadi
burada şairlerin ahlaki tutumlarının, tutarsızlıkları için kullanılan istikamet
kaybının eşiğidir. Bir vadiden diğerine
savrulmak onların tutarsızlık hallerini yansıtmaktadır. Her fikre girerler, her
yöntemi denerler, istikrarları yoktur.
4) Neml Suresi.18
حَتّٰى اِذَا اَتَوْا عَلٰى وَادِ النَّمْلِ قَالَتْ نَمْلَةٌ يَا اَيُّهَا النَّمْلُ
ادْخُلُوا مَسَاكِنَكُمْ لَا يَحْطِمَنَّكُمْ سُلَيْمٰنُ وَجُنُودُهُ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
﴿١٨-٢٧﴾؛
27.18: Nihayet karınca vadisine geldikleri vakit bir
karınca, 'Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin, Süleyman ve ordusu farkına
varmadan sizi ezmesinler' dedi.
Vadi bu
ayette Hz Süleyman'daki güç ile zayıflığın karşılaştığı eşiktir. Süleyman
peygamber gücünün zirvesinde iken
sınanır. Zulüm ihtimalinden bilinçli bir geri çekiliş yaşar. İktidarın ahlaki
denetime girdiği mekanda sınanır. Gücü sorumluluğa dönüşür.
5) Fecr Suresi.9
وَثَمُودَ الَّذٖينَ جَابُوا الصَّخْرَ بِالْوَادِ ﴿٩-٨٩﴾؛
89.9: Vâdide kayaları yontup evler yapan Semûd kavmine?
Güçlerini
kullanarak doğal akışı bozan Semud kavminin güçlerine yenik düştükleri
durumları anlatılmaktadır.
Vadi burada
güçten helaka, nimetten azgınlığa geçiştir.
Kınanan durum:
Müdahale değil, güçlerine mutlak güvenmektir.
Şekil vermek değil, sınır tanımamaktır.
“Doğaya dokunma” denmez ama
İnsan gücünü mutlaklaştırma imasi vardır.
Yani:
Teknolojiye güvenmek normal
Teknolojiyi kurtarıcı görmek
Semûd zihniyetidir.
Ayet في edatı ile kullanılsaydı:
جَابُوا الصَّخْرَ فِي الْوَادِي
➡ “Vadide kayaları yardılar”
Yer bildirirdi: zayıflık, sığınma, bekleyiş
Vadi = fî mantığı
İçinde bırakır, kontrol etmez
ب
edatı ile kullanıldığında:
جاؤوا
الصخر بالواد
➡ “Vadiyle birlikte / vadiyi
kullanarak kayaları yardılar”
Kudret vurgusu vardır. Güç, eylem, tasarruf
Vadi = bi mantığı
İçine girmez, ona hükmeder.
Kınanan durum şudur: Allah’ın koyduğu eşikleri
İnsan kudretiyle iptal ettiğini sanması, vadileri geçilecek
yer değil, hükmedilecek nesne olarak görmesi, şekil vermek değil, anlamı bozmak
kınanır.
6) Naziat Suresi.16
اِذْ نَادٰیهُ رَبُّهُ بِالْوَادِ الْمُقَدَّسِ طُوًى ﴿١٦-٧٩﴾؛
79.16: Hani, Rabbi ona mukaddes Tuvâ vadisinde şöyle
seslenmişti.
Kasas Suresi.30
فَلَمَّا اَتٰیهَا نُودِىَ مِنْ شَاطِئِ الْوَادِ الْاَيْمَنِ فِى الْبُقْعَةِ الْمُبَارَكَةِ مِنَ
الشَّجَرَةِ اَنْ يَا مُوسٰى اِنّٖى اَنَا اللّٰهُ رَبُّ الْعَالَمٖينَ ﴿٣٠-٢٨﴾؛
28.30: Mûsâ, ateşin yanına gelince, o mübarek yerdeki
vadinin sağ tarafındaki ağaçtan şöyle seslenildi: 'Ey Mûsâ! Şüphesiz ben, evet,
ben âlemlerin Rabbi olan Allahʼım.'
Taha Suresi.12
اِنّٖى اَنَا رَبُّكَ فَاخْلَعْ نَعْلَيْكَ
اِنَّكَ بِالْوَادِ الْمُقَدَّسِ طُوًى ﴿١٢-٢٠﴾؛
20.12: 'Şüphe yok ki, ben senin Rabbinim. Hemen
ayakkabılarını çıkar. Çünkü sen mukaddes vadi Tuvâʼdasın.'
Musa
Peygamber için Tuva vadisi sabit kimliğinin çözülüp yeni kimlik kazanacağı bir
geçiştir. Hz Musa bu mekanda artık yolcu değil elçi olmuştur.
VADİNİN ÇOĞULU اودية ŞEKLİNDE GELEN AYETLER:
1) Ahkaf Suresi.24
فَلَمَّا رَاَوْهُ عَارِضًا مُسْتَقْبِلَ اَوْدِيَتِهِمْ قَالُوا هٰذَا عَارِضٌ مُمْطِرُنَا بَلْ
هُوَ مَا اسْتَعْجَلْتُمْ بِهٖ رٖيحٌ فٖيهَا عَذَابٌ اَلٖيمٌ ﴿٢٤-٤٦﴾؛
46.24:
O azabı vadilerine doğru yayılan bir bulut olarak gördüklerinde, 'Bu, bize
yağmur getiren bir buluttur' dediler. Hûd, 'Hayır, o sizin acele gelmesini
istediğiniz şeydir. İçinde elem dolu azabın bulunduğu bir rüzgârdır' dedi.
Hud kavmi bulut vadilerine doğru geldiğinde olayı alışık
oldukları işleyişe göre sabit nimet döngüsü zannederler.
Vadi
sembolü dönüşüm alanıdır doğru okunamazsa azaba dönüşür. Kurtuluş eşiği olması
beklenirken helak eşiği olabilir.
2)
Rad Suresi.17
اَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَسَالَتْ اَوْدِيَةٌ بِقَدَرِهَا فَاحْتَمَلَ السَّيْلُ زَبَدًا رَابِیًا
وَمِمَّا يُوقِدُونَ عَلَيْهِ فِى النَّارِ ابْتِغَاءَ حِلْيَةٍ اَوْ مَتَاعٍ زَبَدٌ
مِثْلُهُ كَذٰلِكَ يَضْرِبُ اللّٰهُ الْحَقَّ وَالْبَاطِلَ فَاَمَّا الزَّبَدُ فَيَذْهَبُ
جُفَاءً وَاَمَّا مَا يَنْفَعُ النَّاسَ فَيَمْكُثُ فِى الْاَرْضِ كَذٰلِكَ يَضْرِبُ
اللّٰهُ الْاَمْثَالَ ﴿١٧-١٣﴾؛
13.17:
O, gökten su indirdi de dereler kendi ölçülerince dolup aktı ve sel üste çıkan
köpüğü aldı götürdü. Süs eşyası veya yararlanılacak bir şey elde etmek için
ateşte erittikleri şeylerden de böyle köpük olur. İşte Allah, hak ile batıla
böyle misal getirir. Köpüğe gelince sönüp gider. İnsanlara yararlı olan ise
yerde kalır. İşte Allah, böyle misaller verir.
Gökyüzünden inen su aynıdır ancak her vadinin farklı
kapasitesi vardır.
Teşbih yoluyla söylenilmek istenen şey hakikat aynı ama
taşıyıcılar farklıdır. Her zihin, her
toplum hakikati kendi kapasitesince alır.
Vadi hakikatin insanda sınandığı alandır.
دية OLARAK GELEN NİSA 92 AYET:
1)Nisa
Suresi.92
وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ اَنْ يَقْتُلَ مُؤْمِنًا
اِلَّا خَطَاً وَمَنْ قَتَلَ مُؤْمِنًا خَطَاً فَتَحْرٖيرُ رَقَبَةٍ مُؤْمِنَةٍ وَدِيَةٌ مُسَلَّمَةٌ اِلٰى اَهْلِهٖ اِلَّا اَنْ يَصَّدَّقُوا
فَاِنْ كَانَ مِنْ قَوْمٍ عَدُوٍّ لَكُمْ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَتَحْرٖيرُ رَقَبَةٍ مُؤْمِنَةٍ
وَاِنْ كَانَ مِنْ قَوْمٍ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ مٖيثَاقٌ فَدِيَةٌ مُسَلَّمَةٌ اِلٰى
اَهْلِهٖ وَتَحْرٖيرُ رَقَبَةٍ مُؤْمِنَةٍ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ شَهْرَيْنِ
مُتَتَابِعَيْنِ تَوْبَةً مِنَ اللّٰهِ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٖيمًا حَكٖيمًا ﴿٩٢-٤﴾؛
4.92:
Bir müʼminin bir müʼmini öldürmesi olacak şey değildir. Ancak yanlışlıkla olması
başka. Kim bir müʼmini yanlışlıkla öldürürse, bir
müʼmin köleyi azad etmesi ve
bağışlamadıkları sürece ailesine diyet ödemesi gerekir. (Öldürülen kimse) müʼmin olur ve düşmanınız olan bir topluluktan bulunursa, müʼmin bir köle azad etmek gerekir. Eğer sizinle kendileri
arasında antlaşma bulunan bir topluluktan ise ailesine verilecek bir diyet ve
müʼmin bir köle azad etmek gerekir.
Bunlara imkân bulamayanın, Allah tarafından tövbesinin kabulü için iki ay ard
arda oruç tutması gerekir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Diyet kelimesi
ile vadi kelimesinin kökü aynıdır.
Vadi
ile diyet arasında nasıl bir ilişki kurulabilir?
Diyet: Haksız yere akıtılan kan
Toplumsal taşkınlık
İntikam döngüsü riski
Diyet; Kanın sınırsız intikam üretmesini
engeller, öfkeyi hukuki bir sınıra çeker, toplumun yeni bir kaosa sürüklenmesine
engel olur.
Diyet: Suç ile intikam arasında yer alan, duygusal
taşkınlık ile hukuk arasında bir geçiş hattıdır.