KUR'AN'DA ZILLÜN (GÖLGE) KAVRAMI
Arapça "Z-l-l" (ظ ل ل) kökünden gelir.
Zıllün (الظلُّ)
: Bir cismin ışığı kesmesiyle yere veya bir
yüzeye düşen karanlık şekil veya görüntüsüdür.
Hakiki manada gölge bir şeyin ışığı
engellemesi sonucu oluşan karanlık/serin alan anlamında iken mecazen “himaye
korunma sığınma” “kararma -üzüntü-keder, durup hareketsiz kalma” manalarına gelir.
Ragip El İsfehani Müfredatta
“zıllün/الظِّلُِ” güneşin zemine dúşen ışığının adıdır.
Zıllül leyl ظل اليل sözcüğü gecenin siyahlığı
Zıllül cennet ظل الجنة cennet
gölgesi anlamındadır.
Zalle (ظلَّ) çeşitli türevleriyle Kur’an’da 31 ayette 33 defa geçer.
1)9 ayette istimrar (devamlılık) fiillerinden olan nakıs
fiil olarak (15:14 16:58 20:97 26:4,71 30:51 42:33
43:17 56:65)
2 tanesi tef’il babından fiil (2:57 7:160)
2)14 tanesi isim (gölge/gölgeler) (ظِلٌ/ظلالٌ) (4:57 13:15,35
16:48,81 25:45 28:24
35:21 36:56 56:30,43
76:14 77:30,41)
3)6 tanesi ismi alet
(siperlik, tente) (zulletün-zulelun)
(2:210 7:172 26:189
31:32 39:16)
4)2 tanesi sıfatı müşebbehe (ظليلٌ) (4:57 71:31)
1)İstimrar (devamlılık) fiillerinden
nakıs fiil formunda geldiği ayetler;
Bu tür fiiler isim cümlesinin
önüne geldiğinde ismini ref, haberini nasb eder. ...ye/ya devam ediyor/etti anlamı verir.
🔹️Yükselmeye
devam etmekà
15 Hicr
Suresi.14:Hatta onlara
gökten bir kapı açsaydık ve oraya biteviye yükseliyor olsalardı, (Muhammed
Esed)
وَلَوْ فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَابًا مِنَ
السَّمَاءِ فَظَلُّوا فٖيهِ يَعْرُجُونَ ﴿١٤-١٥﴾؛
🔹️(İstemediği bir haber aldığı
için) Yüzün kararmasının devam etmesi à
16 Nahl Suresi.58:Onlardan birine kızı olduğu
müjdelendiği zaman, öfkesini yutkunarak yüzü kapkara olur. (Bayraktar Bayraklı)
وَاِذَا بُشِّرَ اَحَدُهُمْ بِالْاُنْثٰى
ظَلَّ وَجْهُهُ مُسْوَدًّا وَهُوَ كَظٖيمٌ ﴿٥٨-١٦)
43 Zuhruf Suresi:17
aynı anlamda
🔹️Kendini
adamaya devam etmek à
20 Taha Suresi.97: Mûsâ, 'Çekil git! Artık sen
hayatın boyunca (hastalanıp) 'Bana dokunmak yok!' diyeceksin. Senin için, asla kaçamayacağın bir ceza daha
var. Hele şu ibadet edip durduğun ilâhına bak! Biz onu elbette yakacağız ve onu
muhakkak denize savuracağız. (Diyanet Meali)
قَالَ فَاذْهَبْ فَاِنَّ لَكَ فِى
الْحَيٰوةِ اَنْ تَقُولَ لَا مِسَاسَ وَاِنَّ لَكَ مَوْعِدًا لَنْ تُخْلَفَهُ
وَانْظُرْ اِلٰى اِلٰهِكَ الَّذٖى ظَلْتَ عَلَيْهِ
عَاكِفًا لَنُحَرِّقَنَّهُ ثُمَّ لَنَنْسِفَنَّهُ فِى الْيَمِّ نَسْفًا ﴿٩٧-٢٠﴾؛
🔹️Boyun eğmeye devam etmekà
26 Şuara
Suresi.4:Eğer dilersek biz
onların tepesine gökden bir âyet indiriveririz de ona boyunları eğilekalır.
(Hasan Basri Çantay)
اِنْ نَشَاْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِمْ مِنَ السَّمَاءِ
اٰيَةً فَظَلَّتْ اَعْنَاقُهُمْ لَهَا خَاضِعٖينَ ﴿٤-٢٦﴾؛
🔹️Kulluk
etmeye devam etmekà
26 Şuara
Suresi.71:
26.71: 'Putlara
tapıyoruz ve onlara tapmağa devam edeceğiz' demişlerdi. (Diyanet Meali)
قَالُوا نَعْبُدُ اَصْنَامًا فَنَظَلُّ لَهَا
عَاكِفٖينَ ﴿٧١-٢٦﴾؛
🔹️İnkarı sürdürmekà
30 Rum
Suresi.51:
30.51: Biz onlara
bir rüzgâr göndersek de o bitkileri sapsarı olmuş görseler, kesinlikle
inkârlarını sürdürürler. (Bayraktar Bayraklı)
وَلَئِنْ اَرْسَلْنَا رٖيحًا فَرَاَوْهُ مُصْفَرًّا
لَظَلُّوا مِنْ بَعْدِهٖ يَكْفُرُونَ ﴿٥١-٣٠﴾؛
🔹️Hareket etmeden kalakalmakà
42 Şura
Suresi.33: O, dilerse
rüzgârı durdurur da onlar denizin üstünde durakalırlar. Elbette bunda çok
sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır. (Diyanet Meali)
اِنْ يَشَاْ يُسْكِنِ الرّٖيحَ فَيَظْلَلْنَ رَوَاكِدَ عَلٰى ظَهْرِهٖ اِنَّ فٖى ذٰلِكَ
لَاٰيَاتٍ لِكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ ﴿٣٣-٤٢﴾؛
🔹️Geveleyip
durmakà
56 Vakıa
Suresi.65:Dileseydik, onu
kuru bir çöp yapardık da şaşkınlık içinde şöyle geveleyip dururdunuz: (Diyanet
Meali)
لَوْ نَشَاءُ لَجَعَلْنَاهُ حُطَامًا فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ ﴿٦٥-٥٦﴾؛
Tef’il
babından mazi fiil: Gölgelemek/korumak muhafaza etmekà
2 Bakara
Suresi.57: Bulutu üstünüze
gölge yaptık. Size, kudret helvası ile bıldırcın indirdik. 'Verdiğimiz
rızıkların iyi ve güzel olanlarından yiyin' (dedik). Onlar (verdiğimiz
nimetlere nankörlük etmekle) bize zulmetmediler, fakat kendilerine
zulmediyorlardı. (Diyanet Meali)
وَظَلَّلْنَا عَلَيْكُمُ الْغَمَامَ وَاَنْزَلْنَا عَلَيْكُمُ الْمَنَّ
وَالسَّلْوٰى كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَمَا ظَلَمُونَا وَلٰكِنْ
كَانُوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ ﴿٥٧-٢﴾؛
7 Araf Suresi
160 aynı anlamda
2)İsim (ظلٌّ/ظلالٌ) formunda geldiği ayetler:
Kur'ân'ın zill/ zilâl , zullet/zulel kelimelerini farklı kalıplarda
kullanması tamamen bilinçli bir semantik ayrımdır. Bu ayrım Rahmet gölgesi ile
azap / tehdit gölgesi arasındaki farkı kökten ortaya koyar.
Bu iki formun farklı kullanılması hem
lügat, hem sarf, hem belağat hem de tefsir açısından detaylar barındırır.
Zillün (ظِلٌّ ): Camid isim.Tekil, yalın, nötr bir kelimedir. Huzur,
koruma, rahatlık anlamı taşır. Cennet ödüllerinden olarak bahsedilir. Kelimenin
tekil geldiği cennet tasvirlerinde sıfatıyla beraber gelmiştir. Kelimenin çoğulu
zilâlün (ظلال) dur.
Kelimenin tekil (zıllün=ظِلٌّ) geldiği
ayetler;
4 Nisa
Suresi.57: İman edip salih
ameller işleyenleri ise, içinden ırmaklar akan, içlerinde ebedî kalacakları
cennetlere koyacağız. Onlara orada tertemiz eşler vardır. Onları, koyu gölgeler
altında bulunduracağız. (Diyanet Meali)
وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ
سَنُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرٖى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَا اَبَدًا
لَهُمْ فٖيهَا اَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ وَنُدْخِلُهُمْ ظِلًّا
ظَلٖيلًا ﴿٥٧-٤﴾؛
Koyu gölgelikler (ظلا ظليلا) :
Rahatlıktan kinayedir. Kelimenin nekra
ve aynı kökten sıfatla (sıfatı müşebbehe) gelmesi tazim ve teksir içindir.
Mübalağa ifade eder.
25 Furkan Suresi.45: Görmez misin (ey insanoğlu),
Rabbin gölgeyi (akşama doğru) nasıl uzatıyor; eğer dileseydi, hiç şüphesiz onu
olduğu gibi bırakırdı; fakat sonra gölgeye güneşi yol gösterici kılmışızdır;
(Muhammed Esed)
اَلَمْ تَرَ اِلٰى رَبِّكَ كَيْفَ مَدَّ الظِّلَّ وَلَوْ شَاءَ لَجَعَلَهُ سَاكِنًا ثُمَّ جَعَلْنَا
الشَّمْسَ عَلَيْهِ دَلٖيلًا ﴿٤٥-٢٥﴾؛
Bu ayetten önce 41-44 ayetler arasında
elçiyle alay eden, kendi nefsinin arzusunu ilah edinen, bir hayvan gibi
davranan aklını kullanmayan inkarcı tiplerden bahsedilir ve sonra 45. ayete "eğer Allah dileseydi insanların üzerindeki
gölgeyi sabit (hareketsiz) kılardı" buyurulur.
Ayet sanki șöyle der: "Ey inkârcılar!
Elçiyi alaya alıyorsunuz. Oysa yaşantınızı sürdürürken en küçük şeyi (gölgeyi) bile siz
yönetmiyorsunuz.”
Bu, "aczinizi fark edin"
mesajıdır. İnkârcıların elçiyi küçümsemesine karşılık Allah'ın ilahi düzeni karșısında küçülmüş
hâllerinin hatırlatılmasıdır. Kozmik işaret (gölge) insanın kendi varoluşunun
nasıl "küçük" ve "aciz" olduğunu gösteren örnektir.
"Elçiden uzaklaşınca siz de ışıktan
uzaklaşan cisim gibi küçülüyorsunuz."
Güneşin gölgeye delil kılınması ne
demektir? Gölgenin varlığını yönünü gösteren şey güneştir.
Gölge ancak ışığın geliş yönüne göre oluşur.
Bu yüzden:
🔹️Gölgenin doğduğunu,
🔹️Hangi yönde olduğunu,
🔹️Ne kadar uzadığını ancak güneş sayesinde görürüz.
Gölge güneșten
bağımsız bir varlık değildir, güneș
ışığı onun sebebi ve açıklayıcısıdır.
Gölge sabah uzun
başlar,
Güneș yükseldikçe
kısalır,
Akşama doğru
yeniden uzar.
Bu hareket,
dünya-güneș ilişkisinin ve zaman akışının kanıtıdır.
Bu nedenle:
Gölge = zaman işleyişinin görünür izidir.
Güneş = o izleri açıklayan ilâhî saat gibidir.
Tasavvufî
tefsirlerde (Kuşeyrî, Ebû'l-Kāsım, Rûzbihân) șu yorum yapılır:
Güneș à
ilâhî nur (hakikat)
Gölge à
insanın fâni, eksik, aciz varlığı
Güneș gölgeye delildir:
“Hakikat görünür olmasa, fâni benliğin farkına varamazdın.”
Nur olmasa "gölge"nin kendisi bile bilinmezdi.
Yani mecazî anlam şudur:
'Sen kendi başına ayakta duran bir varlık değilsin; varlığın
bile Hakkın nuruyla bilinir.”
35 Fatır Suresi.21:Gölge ile sıcaklık bir olmaz.
(Diyanet Meali)
وَلَا الظِّلُّ وَلَا الْحَرُورُ ﴿٢١-٣٥﴾؛
Bu ayetten iki
öncesi;
19: Ne kör ile
gören eşit olur,
20: ne karanlıklar
ile aydınlık,
19 ve 20. ayetlerde neden kör-gören,
karanlıklar-nur zıt ikilisinden önce menfi
sonra müspet olan kelime getirilmişken 21.ayette gölge-sıcak ikilisinden
önce müspet sonra menfi olan kelime getirilmiştir dersek;
Bu dizilim rahmet-merkezli bir anlatım
kurar.
Yani ayetin
psikolojik yapısı: "Rahmet ile azap bir değildir." Bu yüzden rahmet
(gölge) ilk sıraya alınmıştır.
"Harûr" sadece sıcak değil: yakıcı
sıcak, çöl sıcağı, öldürücü sıcak, nefes yakan sıcaklık azabı sembolize eden
hararet demektir.
Belağat âlimleri
der ki: "Sözde ağırlığı ve çarpıcılığı çok olan kelime sona
bırakılır."
gölge =rahmet -
Allahin lütfu
harûr =azap -
insanın tercihi
Bu durum Arap dilinde takdim-te'hir
sanatının bilinçli bir örneğidir. Gölge Allah'ın fiilî nimeti olduğu için önce
gelir önce rahmet zikredilir, sonra azap.
RâzÎ "Gölgenin önce gelmesi, rahmet
ve nimet yönünün ilâhî planda öne alınmasıdır”,
Elmalılı üçüncü karşıtlıkta asıl gaye
nimetin nimet azabın azap olduğunu göstermektir; sıralama bu yüzden değişmiştir
der.
Kelimenin kullanıldığı diğer
ayetler;
Musa a.s Medyen’de
bulduğu kızların koyunlarını suladıktan sonra gölgeye (ظِلٌ) çekilmesi.
Serinletici ferahlatıcı manada zillün kullanılması olayın sadece bir ağaç
gölgesi olmadığı Allah’ın rahmetine ve koruyuculuğuna sığındığı manasını da hissettirir.à Kasas 24
Çekilip büzülmeyen
uzatılmış gölgeler (ظِلٍّ ممدود في) à Vakıa 30
Kelimenin çoğul ( Zılâlün=ظٍلالٌ) geldiği
ayetler;
Bazı cennet
sahnesi tasvirlerinde kelimemiz sıfatsız fakat çoğul gelmiştir.
Cennet meyveleri ve gölgeleri daimidiràRad 35
Cennette gölgelikler içindeàYasin 56, İnsan
14, Murselat 41
13 Rad Suresi.15: Göklerdeki ve yerdeki tüm varlıklar
ile bu varlıkların gölgeleri gönüllü ya da zorunlu olarak sabah akşam Allah'a
secde ederler. (Fizilalil Kuran)
وَلِلّٰهِ
يَسْجُدُ مَنْ فِى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ طَوْعًا وَكَرْهًا وَظِلَالُهُمْ بِالْغُدُوِّ وَالْاٰصَالِ ١٥-١٣ Secde)
İman edenin gölgesinin "isteyerek" secde etmesi
nedir? İman etmeyenin gölgesinin "kerhen" secdesi nedir?
Burada gölge,
kişinin kendisinden ayrı olmayan ona bağlı olan sistem/fiil/etki anlamında
mecazlaştırılmıştır. Yani gölge semboldür, kişinin varlığının istemsiz
yönlerini temsil eder.
Gölgenin secdesi,
bilinçsiz varlıkların Allah'ın kanunlarına uyma zorunlu itaat anlamındadır.
Iman eden kişi
için "isteyerek" kelimesi, gölgesinin iradeli bir secdesini değil,
sahibinin secdesiyle uyumlu bir sembolik durumu anlatır:
İman eden kişi,
bilerek ve isteyerek Allah'a secde eder. Dolayısıyla onun gölgesi= onun
varlığının tüm parçaları = hayatının tüm alanları Allah'a gönüllü bir yöneliş
içindedir. İnancı, ibadeti, ahlâkı hepsi
"secde" hâlindedir. Böylece onun gölgesinin secdesi benliğiyle "uyumlu", yani rızaya
uygun bir secdedir.
İnkârcı kişi
Allah'a secde etmez, fakat gölgesi (yani bedeni, tabiatı, maddesi) yine de
Allah'ın kanunlarına boyun eğmek zorundadır. Bu "kerhen secde"dir.
Örneğin:
▪️Gölgeler oluşur ve kaybolur _ kişinin tercihi değildir
▪️Bedeni yașlanır - tercihi değildir
▪️Hücreleri Allah'ın koyduğu düzene göre işler tercihi
değildir
▪️Ölüm ona istemsizce gelir tercihi değildir.
Yani inkârcı
istese de istemese de var olușu Allah'ın hükmüne secde eder. İradesiyle
reddeder, ama yaratılışıyla mecburen boyun eğer. Bu nedenle gölgesi kerhen
secde eder, kendisi ise isyan eder.
Bu ayette zaman
tanımlamasında kullanılan iki kelimenin (El guduvv-El âsal) anlamı ve bu
ikilinin anlama kattığı derinliği incelersek;
🔸️El-guduvv (الغدوُّّ)
:
Sabahın çok erken vakti demektir;
Güneş yeni doğarken veya doğmadan hemen önce yaklaşan zaman
Bu kelime sabahın başlangıç hâlini, hareketliliğin doğduğu
anı ifade eder.
BAŞLANGIÇ
HAREKET DOĞUŞàGünün
en erken hareket anı
🔸️El-âsâl
(الاصال) :
Tekil
"asl"(اصيل)
kelimesinin çoğuludur.
Günün sonlarına
doğru, akşam üzeri, gün
bitmeden önceki vakit.
Asl, günün sükûnete
döndüğü, gölgelerin en uzadığı zamandır.
BITİŞ SÜKÛNET
DURULMAàEn
geç sükûnet anı
Gölgenin secdesi
bir fiil değil, bir hâldir. Yani gölge iradeli olarak secdeye gitmez; Allah’ın
kanunları gereği her an secde hâlindedir.
Guduv – asal
tabiatın kendi hareketini ifade eder. Gölge, ibadet eden insan gibi vakitlere
bağlı değildir; Allah'ın koyduğu doğal düzenle devamlı secde hâlindedir.
Tasavvufî
tefsirlerde (mesela Kuşeyrî, Rûzbihân) șu nokta belirtilir:
Gudüv= varlığın doğuş anındaki teslimiyeti
Âsâl = varlığın sona yaklaşırken ki zorunlu secde
Bu, insan hayatının iki ucunu temsil eder:
Doğarken: mutlak acz
Ölürken: mutlak teslimiyet
Bu nedenle ayetteki iki zaman hayat ölüm döngüsünün
sembolüdür.
16 Nahl Suresi.48:Allah'ın yarattığı herhangi, bir
şeye bakmıyorlar mı ki gölgesi boyun eğip (bağlı bulunduğu kanuna teslimiyet içinde) Allah'a
secde ederek sağa sola dönüp dururlar. (Celal Yıldırım)
اَوَ لَمْ يَرَوْا اِلٰى مَا خَلَقَ اللّٰهُ
مِنْ شَیْءٍ يَتَفَيَّٶُا ظِلَالُهُ عَنِ الْيَمٖينِ
وَالشَّمَائِلِ سُجَّدًا لِلّٰهِ وَهُمْ دَاخِرُونَ ﴿٤٨-١٦﴾؛
Nahl 45-47 de; Gizli plan yapanlar, Allah'ı
hiçe sayanlar, O'nun kudretini görmezden gelenler tehdit edilir:
Allah onları yere geçirebilir
ansızın beklemedikleri yerden azap gelebilir (45)
Dönüp dururlarken Allah’ın
yakalamasından emin olamazlar (46)
Ya da yavaş yavaş
tüketerek cezalandırmasından güvende değillerdir(47)
Ayetlerin ruhu
şudur
"Siz
kibirleniyorsunuz ama Allah'ın hükmünden kaçamazsınız.”
'Siz
kibirleniyorsunuz, ama sizin gölgeniz bile tevazu ile Allah'a secde ediyor.'
O hâlde müşriklerin
bu sahneden çıkarması gereken ders nedir?
1) Siz isyan
ediyorsunuz ama gölgeniz bile isyan etmiyor.
Yani cisminiz
Allah'ı inkâr eder ama gölgeniz O'nun koyduğu düzene boyun eğer
Bu insanın kendi
içinde çelişkiye düşmesi demektir.
2) Gölgeniz size
"tevazu" dersi veriyor
Ayet:”dehirun / hor
hakir" (tevazu ile) der.
Demek ki müşrik
kibirleniyor. Gölgesi ise tevazu ediyor “Gölgen
kadar bile Allah'a teslim olamıyorsun.”
3) Gölgeniz
Allah'ın kanununa boyun eğdiği hâlde siz nasıl haddi aşarsınız?
Gölge:
sabah uzun à secde eder
öğlen kısalır à teslim olur
akșama doğru uzarà yeniden eğilir
Her an "itaat
hâlindedir"
Müşrikler ise Allah’ın
kudretini görmezden gelir. Putlara yönelir kibirlenir Yani gölgesinden daha az
teslimiyet sahibi olurlur.
4) Gölgeniz sizden
bağımsız olarak Allah'a secde ediyorsa, siz Allah'tan kaçamazsınız
Ayetlerde (45-47)
tehdit unsuru vardır.
48. âyet bu tehdidi
"yumuşak ama öldürücü" bir delille tamamlar:
Sizin en basit
varlığınız (göIgeniz) bile Allah'a itaat ediyor; siz nereye kaçacaksınız?
5) Gölge, insanın
kendi üzerinde taşıdığı bir "şahit"tir.
Tasavvufi yorumlarda denir ki: "Gölge
seninle birlikte duran sessiz şahittir Nereye gidersen git Allah'ın hükmünden
kaçamayacağını gõsterir.”
Bu ayetler müşriğin ilahî otoriteden
kaçışının imkânsızlığını anlatır.
16 Nahl
Suresi.81: Allah yarattığı
şeylerin bir kısmında size gölgeler, dağların bir kısmında size sığınacak
yuvalar yaptı ; sizi sıcaktan koruyacak elbiseler ve (savaşta) sizi koruyacak
(zırh ve benzeri) giysiler var kıldı. O'na teslimiyet gösteresiniz diye böylece
nîmetini size tamamlar. (Celal Yıldırım)
وَاللّٰهُ جَعَلَ لَكُمْ مِمَّا خَلَقَ ظِلَالًا وَجَعَلَ لَكُمْ مِنَ الْجِبَالِ اَكْنَانًا وَجَعَلَ
لَكُمْ سَرَابٖيلَ تَقٖيكُمُ الْحَرَّ وَسَرَابٖيلَ تَقٖيكُمْ بَاْسَكُمْ كَذٰلِكَ
يُتِمُّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تُسْلِمُونَ ﴿٨١-١٦﴾؛
Nahl 78-81 ayetler
arası Allah’ın nimetleri ardışık olarak sıralanır;
Allah: Sizi annenizin
karnından hiç bir şey bilmezken çıkardı.
İşitme-görme-kalpler verdià78
İnsana dinlenmesi için
evleri hayvanları kılında yününden çadırları, örtüler var ettià80
Bunları saydıktan
sonra 81. âyette şöyle buyurur: "Allah, yarattıklarından sizin için gölgeler
(zilâl) yaptı.
Gölge insanın ayakta kalması için zorunlu
çevresel nimettir. 40°C üstünde insanın hayatta kalması için gölge zorunludur. Gölge,
yüzey sıcaklığını 15-20 derece düșürür, susuzluğu ve organ hasarını engeller.
Özelliklede çok sıcak iklimlerde gölge hayatta
kalma, dinlenme, serinleme, sıcak çarpmasına karşı korunma, su kaybının
engellenmesi demektir. Bu yüzden gölge sadece konfor değil, hayatî bir
sığınaktır.
Zilalün şeklinde çoğul olması ağaçlar, bulutlar,
dağ oyukları, çadır ve ev gölgeleri gibi pek çok gölge kaynağı olduğundandır.
Bu nedenle 81. Âyet gölgeyi hayatî düzenin bir parçası olarak
tanıtır.
3)Kelimenin
ismi alet (ظُلَّةٌ/ظللٌ) formunda geldiği ayetler:
Zulletün
(ظُلَّةٌ) : Kök aynı gibi görünse de kalıp değiştiğinde
anlam da değişir.
Üst üste binen, kapatan, kuşatan, basan, ağırlık çöktüren
gölgeler için kullanılır.
Bu yüzden azap sahnelerinde seçilmiştir.
Kelimenin çoğulu zulelün (ظللٌ)
dür.
Kelimenin tekil (zulletün=ظٌلَّةٌ) geldigi
ayetler;
26 Şuara
Suresi.189: Onlar Şuʼaybʼı yalanladılar. Derken gölge gününün azabı
onları yakaladı. Şüphesiz o, büyük bir günün azabı idi. (Diyanet Meali)
فَكَذَّبُوهُ فَاَخَذَهُمْ عَذَابُ يَوْمِ الظُّلَّةِ اِنَّهُ كَانَ عَذَابَ يَوْمٍ عَظٖيمٍ
﴿١٨٩-٢٦﴾؛
“Azap”kelimesi “almak edinmek” manasındaki
“ehaze” fiiline fail yapılarak kişileştirilmiş
iradesi olan bir canlıya benzetilmiştir. Azabın, bir şahıs gibi
alacak olması onun şiddetini, azametini artırmaktadır. Bu ifade de mübalağa ve
tecessüm sanatları da vardır.
Ayetin metninde azap kelimesinin, kendisine
değil, onun gününe izafe edilmesi, bize bildiriyor ki o gün o azaptan başka bir
azap daha vardır. Azabın güne isnad edilmesi, zaman alakasıyla mecâz-ı aklîdir.
(Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
7 Araf Suresi.171: Hani dağı sanki bir gölgelikmiş gibi onların
üstüne kaldırmıştık da üzerlerine düşecek sanmışlardı. (Onlara:) 'Size
verdiğimiz Kitabʼa sımsıkı sarılın ve onun içindekileri hatırlayın ki, Allahʼa
karşı gelmekten sakınasınız' demiştik. (Diyanet Meali)
وَاِذْ نَتَقْنَا الْجَبَلَ
فَوْقَهُمْ كَاَنَّهُ ظُلَّةٌ وَظَنُّوا اَنَّهُ وَاقِعٌ بِهِمْ خُذُوا مَا اٰتَيْنَاكُمْ
بِقُوَّةٍ وَاذْكُرُوا مَا فٖيهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ ﴿١٧١-٧﴾؛
Sarsıcı
şiddetli bir hatırlatma aracı olarak dağın gölgelik gibi çekilmesi;
Kur'an Yolu Tefsiri'ne göre dağın kaldırılması
İsrailoğullarının Tevrat'a uymadaki isteksizliği, kalp katlığı, ilâhî hitabı
hafife almaları üzerine şuur ve vicdanlarının uyarılması için gerçekleşmiş
olağanüstü bir sarsılıştır. Bu, dışsal bir ikazdır.
Bu ayetin arkasından gelen 172. âyet ise
hitap yalnızca İsrailoğullarına değil, bütün insanlara yönelir.
İnsanların Allah'ın birliğini kabul
edebilmesi için fıtratlarına yerleştirilmiş bir içsel şahitliğe çağrı vardır.
Her iki ayette de șu vurgu vardır: İnsan
sorumluluk altında bırakılmadan önce "bilmemezlik" mazereti ortadan
kaldırılır.
İsrailoğulları özel örnektirà Dıştan gelen delil: Dağın sarsılması.
Bütün insanlık genel örnektirà İçten gelen delil: Fıtrat
misakı.
Bu bağlamda 172-173 âyetleri
İsrailoğulları örneğini, insanlığın tamamına genişletir.
"Biz böyle bir şeyle
karşılaşmadık" bahanesi ortadan kalkar.
Kelimenin çoğul (zulelun=ظُللٌ) geldiği ayetler;
Kur’an cehennemden ve dünyadan azap
sahnelerini tasvir ederken “zulel” şeklinde yoğun katman katman serinletici
değil boğucu gölgeliklerden bahseder.
39 Zumer
Suresi.16: Onların
üstlerinden ateşten gölgeler, altlarından da (ateşten) gölgeler var. İşte Allah
kullarını bu durumdan korkutur. Ey kullarım, benden korkun! (Süleyman Ateş)
لَهُمْ
مِنْ فَوْقِهِمْ ظُلَلٌ مِنَ النَّارِ وَمِنْ تَحْتِهِمْ
ظُلَلٌ ذٰلِكَ يُخَوِّفُ اللّٰهُ بِهٖ عِبَادَهُ يَا عِبَادِ فَاتَّقُونِ ﴿١٦-٣٩﴾؛
Zuhaylî Tefsiru’l -Münîr’de beyanına göre burada tehekküm üslubu vardır.
Çünkü yakıcı ateş hakkında gölge ifadesinin kullanılması tehekkümdür. Zira ateş
yakıcı, gölge ise sıcaktan koruyucudur. Yani onlar için, hem üst taraflarından
hem de alt taraflarından katmerleşmiş gölgelik diye adlandırılan alevli ateş
tabakaları vardır.
Kelimenin geçtiği diger ayetler;
Allah’ın azap emrini getiren
buluttan katman katman boğucu gölgeleràBakara
210
Allah’a ortaklar
koşan müşriklerin denizde katman katman, zorlu, kara gölgeler gibi dalgalarla
karşılaştıklarında ortakları unutup sadece Allah’a yakarmalarıà Lukman 32
Önemli bir husus! Kur’an’da
serinletici ferahlatıcı huzur verici gölge manasında zillün/zilâlün kelimesi, katman
katman boğucu azap ve ceza manasında zulletün/zulelun kelimesi kullanılmıştır
demiştik. İki ayet vardır ki cehennem sahnelerinden bahsederken “zillun”
kelimesi kullanılmıştır.
Kur'ân'ın kelimeyi aynı formda
kullanmasına rağmen bağlam ve sıfatlarla anlamı tersine çevrilmiştir.
56 Vakıa Suresi.43:Ve kara boğucu bir dumandan
meydana gelen gölgededirler. (Celal Yıldırım)
وَظِلٍّ مِنْ يَحْمُومٍ ﴿٤٣-٥٦﴾؛
Buradaki
"zıll" kelimesi tek bașına değil "min yahmûm" = kapkara,
boğucu, zehirli duman sıfatı ile birlikte gelir. Bu sıfat kelimenin anlamını
tam tersine çevirir:
Artık bu gölge
koruyucu bir serinlik değil, cehennem
ateşinin dumanından oluşan azap atmosferidir.
Boğucu bir karanlık,
Ateș dumanının gölgesi,
Işığın tamamen yokluğundan oluşan bir gölge.
77 Murselat Suresi.30:Haydi (cehennemin) üç
kola (ayrılmış) (duman) gölgesine gidin». (Hasan Basri Çantay)
اِنْطَلِقُوا
اِلٰى ظِلٍّ ذٖى ثَلٰثِ شُعَبٍ ﴿٣٠-٧٧﴾؛
"Üç çatallı
bir gölgeye gidin!"
Bu ayette "zillün'"
kelimesine gelen sıfat daha da çarpıcıdır. zî selâsi șuab = Üç kollu, parçalı,
güven vermeyen gölgeyi ardından gelen
ayet açıklıyor. Murselất 31: "Ne serinlik verir ne de alevden korur."
Ayet bilinçli
olarak "zill" der, sonra: "Bu gölge gölge değildir. diyerek
kelimeyi kinaye / ters ironi ile kullanır.
Kur'ân cehennemde
"zill" kelimesini kullanır ama onu menfi sıfatlarla bozarak gölge
kelimesini tersine çevirir; böylece "gölge gibi görünen ama aslında gölge
olmayan" bir azap sahnesi tanımlar.
Buna belağatta
tehevvüf ve tahkîr (korkutma ve alçaltma) sanatı denir.
4)Sıfat-ı
Müşebbehe (ظليل) formunda geldigi ayetler:
Nisa 57
Mürselat 31
Allah her şeyin en doğrusunu en iyisini en güzelini bilir.